Türk Tarihine 2200 Yıllık Yolculuk: Yılmaz Öztuna’nın Perspektifinden Büyük Bir Panorama

Yılmaz Öztuna’nın Türk Tarihinden Yapraklar eseri üzerinden şekillenen bu inceleme, Türk tarihinin 2200 yıllık serüvenini; devlet geleneğinden kültürel mirasa, denizcilikten büyük hükümdarlara uzanan geniş bir perspektifle ele alıyor.

Türk Tarihinin 2200 Yıllık Panoraması: Yılmaz Öztuna’nın "Türk Tarihinden Yapraklar" Eseri Üzerine Bir İnceleme

Türk tarihçiliğinin önemli isimlerinden Yılmaz Öztuna "Türk Tarihinden Yapraklar" isimli kıymetli eserinde, Türk tarihinin hemen her devrine ait öne çıkan hadiselerini ele alarak genel bir değerlendirme yapar. Yazar, sadece olayları anlatmakla kalmaz, aynı zamanda Türk tarihçiliği hakkında da kapsamlı bir durum değerlendirmesinde bulunur. Türk tarihçiliğinin günümüzde gelişmiş ülkelerdeki tarihçilik seviyesinde olmadığını açıkça belirtir; bunun sebeplerini açıklar ve bu konuda neler yapılması gerektiğini detaylandırır.

Yılmaz Öztuna, Türk tarihini Milattan Önce 3. yüzyıldan, büyük Türk Hakanı Teoman'dan başlatır. Yani günümüze kadar gelen yaklaşık 2200 yıllık Türk tarihinin seyrini bir bütün olarak önümüze koyar. Kitabın ilk bölümü destanlarımıza ayrılmıştır; Ergenekon Destanı, Kürşat İhtilâli, Orhun Abideleri, Göç Destanı ve Oğuz Kağan Destanı bu bölümün ana konularını oluşturur. Ardından Türklerin ve Türkiye'nin menşeleri, Türklerin İslamiyet’i kabul süreçleri ve Osmanlıların kökeni gibi temel konular ele alınır. Eserde bahsedilen başka konular da bulunuyor. Bunlardan bazıları; Türk Devlet İdaresi, Türk Zaferleri, Türk Denizciliği, Türk İnkılâbının Menşeleri, Türk Kültür ve Sanat Hayatı, Türk Musikisi ve Türk Cemiyet Hayatı başlıklarını taşıyan bölümlerdir. 

Tarih Bilinci ve Büyük Devlet Olma İdeali

Bu kitap, tarih ve kültür konuları yönünden son derece zengin bir içeriğe sahiptir. Büyük devlet olma yolunda tarih ilminin gelişmiş olmasının önemine özellikle dikkat çeken Öztuna, bu konudaki düşüncelerini şu sözlerle ifade eder: "Bugünü anlamak ve geleceğe hazırlanabilmek için sağlam ve doğru bir tarih bilgisine ihtiyaç vardır. Bugün gelişmiş ülkeler diye anılan dünya devletleri arasında sayıları hiçbir zaman 20-25'i geçmeyen devletlerde tarih ilmi son derece ilerlemiştir. Bu milletler tarihlerini en ince teferruatlarına kadar araştırmış, bütün tarih kaynaklarını yayınlamışlardır."

Türk tarihçiliğinin mevcut durumu hakkında da bilgi veren Öztuna'ya göre, Türk tarihi maalesef çağdaş tarih ilminin geri kalmış dallarından biridir. Bunun çok haklı ve nesnel sebepleri vardır: Türkler tarih boyunca çok geniş coğrafya alanlarında yaşamışlar; Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanus, Hint Okyanusu ile Kuzey Buz Denizi arasında devasa devletler kurmuşlardır. Bu süreçte her milletle çok yakından temasları olmuştur. Bu sebeple Türk tarihinin kaynakları çok değişik dillerde ve dünya sathına çok dağınık bir haldedir. Diğer bir sebep ise, modern tarihçilik ve tarih metodolojisinin Türkiye'de çok yakın bir geçmişe sahip olmasıdır.

"Türk tarihi daha ne yazılmış ne de değerlendirilmiş değildir" diyen yazar; Avrupalıların "büyük dahi" diye takdim ettikleri insanların benzerlerinin Türk cemiyetinden de fazlasıyla çıktığını belirtir. Öztuna bu konuda şunu vurgular: "Milletlerarası medeni münasebetler ilerledikçe ve biz de şuur ve azimle çalıştıkça gerçek değerlerimiz ve büyüklüğümüz, bu arada kusurlarımız da ortaya çıkacaktır. Ancak o zaman kendi kendimizi tanımış ve bütün dünyaya tanıtmış olacağız."

Anadolu’nun Tapusu ve Türkiye Devleti’nin Doğuşu

Eserde Türkiye Devleti'nin nasıl kurulduğuyla ilgili kronolojik ve hukuki bilgiler verilmektedir. 1000'li yılların başından itibaren Selçukluların Anadolu akınları başlar ve bu akınların ardı arkası kesilmez. Bu akınlardan birine bizzat Sultan Alparslan'ın babası Çağrı Bey komuta etmiştir. Malazgirt Zaferi, Anadolu'nun kapılarını ardına kadar Türklere açmıştır. Sultan Melikşah, 1077 yılında Büyük Türk Hakanı sıfatıyla Anadolu'yu Süleyman Şah'a vermiştir. Böylece Anadolu Fatihi Selçuklu Kutalmışoğlu Sultan Birinci Süleyman Şah, Türkiye Devleti'nin birinci hükümdarı olmuştur. İznik, ölümsüz Türkiye Devleti'nin başkenti yapılmıştır. 1085 yılına gelindiğinde ise Avrupa'da artık Anadolu için "Türkiye" yani "Türk Ülkesi" tabiri resmen kullanılmaya başlanmıştır. Yazara göre bu hadise, Türk milletinin tarih boyunca meydana getirdiği en büyük eserdir. Üzerinde yaşadığımız bu topraklar, atalarımızın bizim hesabımıza yaptıkları sonsuz mücadelelerin bir eseridir.

Devlet İdaresinde İki Dev İsim: Alaaddin Keykubat ve Kanuni Süleyman

Türk Devlet İdaresi başlığını taşıyan bölümde öne çıkan iki önemli makale vardır: Alaaddin Keykubat ve Kanuni Süleyman Devri Tablosu. Yazarın tespitine göre Alaaddin Keykubat, Türkiye Selçuklu İmparatorluğu hükümdarlarının en haşmetlisi ve en büyüğüdür. Osmanlı İmparatorluğu'nda Kanuni Sultan Süleyman neyse, Selçukluda da Alaaddin Keykubat odur. Keykubat’ın fetihleri, devlet siyaseti ve şahsiyeti hakkında eserde şu bilgiler yer alır: Türkiye birliğini kesin şekilde kurmuştur ve devrinin en büyük hükümdarıdır. Bağdat'taki halife tarafından "Sultan-ül Azam" yani "En Büyük Hükümdar" diye anılarak İslam hükümdarlarının en büyüğü olduğu tasdik edilmiştir.

Onun genç yaşında vefat etmesi, maalesef kendinden sonra felaketli bir dönemin başlangıcı olmuştur. Bilgin ve şair olan sultan, ilim ve sanat adamlarına karşı son derece cömert davranırdı. Adalet işlerinde titiz ve takipçiydi; bir haksızlığı düzeltinceye kadar o konunun peşini asla bırakmazdı. Ordu ve donanmaya büyük özen gösterirdi. Dâhice bir ticaret ve iktisat siyaseti takip ederek Türk devletini dünyanın en refah ve zengin devleti haline getirmiştir. İhtişamlı kervansaraylar inşa ettirmiş, ticaret yollarını emniyet altına almıştır. Silah, şeker ve dokuma fabrikalarının yanında muazzam bayındırlık eserleri yaptırmıştır. Anadolu Türkü, Sultan Alaaddin'i bu yüzden "Uluğ Keykubat" diye anmıştır.

Öztuna, Kanuni devrini ise Türklerin 2200 yıllık tarihleri boyunca ulaşabildikleri en büyük bahtiyarlık devresi olarak nitelendirir. "Kanuni Sultan Süleyman Devri Tablosu" makalesinde bu dönem tüm yönleriyle ele alınır. Bu devre, Türkiye Devleti'nin tarih içinde akıl almaz bir büyüklüğe eriştiği dönemdir. Ancak yazar, Kanuni döneminde eleştirilen hususlara da değinir. Bunların başında devlet idaresine ilk defa kadın nüfuzunun (Hürrem Haseki Sultan ile) girmesi gelir. Yine bu devirle ilgili en büyük eleştirilerden biri Veliaht Şehzade Mustafa'nın idamıdır. Bu hadise sadece büyük bir haksızlık değil, devletin geleceği için de büyük bir huzursuzluk kaynağı kabul edilmiştir.

Denizlerdeki Türk Dehası ve Okyanus Seferleri

Kanuni'nin deniz siyaseti, onun dehasını gösterdiği en önemli alanlardan biridir. Barbaros Hayreddin Paşa’ya verdiği mevki ve onu yakın müşaviri yapması çok isabetli bir tercihtir. Kanuni’nin en büyük kabiliyetlerinden biri de her alanda yetenekli adamlar bulup onları yükseltmesidir. Yetiştirdiği devlet adamları, yüzyılın sonuna kadar iktidarda kalarak imparatorluğu çeyrek asır daha ileriye taşımıştır. Dış siyasette de deha sahibi olan Kanuni; Şarlken tehlikesini görmüş, Protestan mezhebini koruyarak Katolik aleminin parçalanmasını ve Almanya ile İspanya'nın ayrılmasını sağlayarak Türkiye'nin geleceğini teminat altına almıştır. 

Ebussuud Efendi gibi muktedir yardımcılarla yapılan kanunlaştırma hareketleri, Türkiye'yi uzun süre iç huzur içinde yaşatmıştır. Avrupalılar kendisine "Muhteşem" ve "Büyük" derken, Türk milleti ona "Kanuni" unvanını layık görmüştür. Mohaç ve diğer zaferleri onu tarihin en namlı askerleri arasına koysa da, devlet adamlığı ve diplomatlığı askerliğinden bile üstündür.

Eserde Türk denizciliği hakkında çok değerli ve az bilinen bilgiler de mevcuttur. "Atlas Okyanusu’nda Türkler" makalesinde, Türk denizcilerinin okyanus seferleri hakkında Türk kaynaklarında az bilgi olsa da, Avrupa ve özellikle İngiliz kaynaklarında çok ciddi veriler bulunduğu belirtilir. Piri Reis, 16. asrın başında Amerika'dan bahsetmiş ve iki büyük Amerika haritası çizmiştir. Dünyanın yuvarlak olduğunu Türk bilginleri arasında ilk dile getiren odur. Onun haritaları, o dönem Avrupa'da çizilenlerden çok daha doğrudur.

Kitapta Murat Reis'in 17. yüzyıldaki Atlantik seferleri de anlatılır. 1617'de Madeira adasını zapt eden Murat Reis, 1627 yılında 12 kadırga ile meşhur İzlanda Seferi'ni gerçekleştirmiştir. Manş Denizi’ni ve Kuzey Denizi’ni geçerek Norveç ve Danimarka kıyılarını bombalamış, 20 Haziran 1627'de Kuzey Kutup dairesine ulaşarak İzlanda kıyılarına demir atmıştır. Türkler burada tam 26 gün hakimiyet kurmuş, ardından Cezayir'e dönmüşlerdir. Bu seferde esir düşen Rahip Olaf Egilsson, sonradan kurtularak bu seferi İzlanda dilinde bir kitap olarak kaleme almıştır.

Sonuç ve Kültürel Miras

Kitabın ilerleyen bölümlerinde Türk İnkılabının Menşeileri ele alınarak Genç Osman, III. Selim ve II. Mahmut'un yenilik hareketleri üzerinde durulur. Ayrıca Osmanlı isyanları, Türk kültür ve sanat hayatı ile Türk musikisine dair çok kıymetli bilgiler sunulur. Yılmaz Öztuna'nın bu eseri, tarihe ilgi duyan ve Türk tarihi hakkında derinlemesine bilgi sahibi olmak isteyen her okur için başucu niteliğinde değerli bir kaynaktır.

Metin UYGUN

“Türk Tarihine 2200 Yıllık Yolculuk: Yılmaz Öztuna’nın Perspektifinden Büyük Bir Panorama”

Metin Uygun

Yorum Yaz