Bir Medeniyet Mirası: Osmanlı’da Matbaanın Yolculuğu

Paris Sefareti’nden Müteferrika Matbaası’na uzanan bu yolculuk, Osmanlı’nın ilim ve teknikle yüzleştiği modernleşme sancılarını gözler önüne seriyor.

Batılılaşma tarihimizin en kritik dönemecinde, bir elçinin not defterinden bir matbaanın ilk baskılarına uzanan, ilim ve teknikle örülü bir yolculuk hikayesi bu. İşte Osmanlı dünyasının modernleşme sancıları ve İbrahim Müteferrika’nın vizyonuyla şekillenen o tarihi süreç...

Batıya Açılan İlk Pencere: Paris Sefareti

Yirmisekiz Çelebi Mehmet, 1720 yılında Fransa ile bir ittifak antlaşması imkanı aramak için Paris’e gönderilir. Bu görevine ilave olarak kendisinden Fransız medeniyetini araştırması, bu medeniyetin uygulanabilecek tarafları üzerine bilgi toplaması istenir. Çelebi Mehmet Efendi de görevinin gereği olarak gördüklerini, araştırdıklarını, edindiği bilgileri kaydederek Sefaretname isimli bir eserde toplar.

Sefaretnamesi’nde, o zamanki Avrupa’nın en ileri ülkesi olan Fransa’da gördüklerini adeta yeni bir dünya görmüş gibi hayranlıkla anlatır. Yeni teknikleri, bilim kurullarını, askeri okulları, hastaneleri, rasathaneyi, tıp okullarını, karantina yöntemlerini, limanları, hayvanat bahçelerini, park, opera ve tiyatro gibi hiç bilinmeyen eğlence yerlerinden bahseder.

Tarihçiler, Çelebi Mehmet Efendi’nin Sefaretname’sinin batılılaşma tarihimizde çok önemli bir yeri olduğunu belirtirler. Sefaretname’nin devrine doğrudan etki etmese bile, o zamanda az çok mevcut olan ruh halini yansıttığını ifade ederler.

Paris’ten İstanbul’a Taşınan Fikir

Çelebi Mehmet’in Paris’te gördüğü en önemli uygarlık vasıtalarından biri de, Osmanlı dünyası için son derece yeni bir araç olan matbaadır. Bu yeni vasıtanın Osmanlı’da kurulması fikri devlet katında ciddiyet kazanmıştır. Bunun en açık işaretlerden biri, Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi’nin Paris’e elçi olarak gittiğinde, dönemin önemli şahsiyetlerinden Dük de Saint-Simon’a yakında bir basımevi açılacağını söylemesidir.

Çelebi Mehmet Efendi Paris’e elçi olarak görevlendirilince yanında oğlu Mehmet Sait Efendi’yi de götürür. Oğul Mehmet Sait Efendi, orada basımevlerini gezer, ayrıntılı bilgi toplar ve İstanbul’a döndükten sonra İbrahim Müteferrika ile ortak ilk matbaayı kurmak için harekete geçer.

İbrahim Müteferrika’nın Rolü

Bu sürecin içinde ve merkezinde yer alan İbrahim Müteferrika’nın eski vatanı Erdel ve Macaristan, Orta Avrupa’da matbaacılığın çabuk yerleştiği bir yerdir. Burada önemli basımevleri vardır. İbrani, Ermeni ve Gürcü harfleri döken matbaacılar bulunur. Bu nedenle İbrahim Müteferrika Osmanlı hizmetine girmeden önce, matbaacılık zanaatını değilse bile basımevini yakından bilen biridir. İstanbul’da basımevinin açılmasında etkili olan Sadrazam İbrahim Paşa ve Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi’ye basımevi açılması fikrini veren de odur.

İbrahim Müteferrika bir taraftan da basma sanatının faydalarını ve gerekli olduğunu anlatan bir rapor hazırlar. Vesilet-üt Tıbaa adını taşıyan bu rapor sadrazama, şeyhülislama ve ilim adamlarına sunulur. Müteferrika bu raporda matbaanın İslam ülkelerinde faaliyette olmayışının zararlarını anlatır. Matbaanın hayata geçirildiğinde sağlayacağı faydalar üzerinde durur. Müslümanların Avrupalılar karşısında geri kalmalarının sebeplerinden birinin de, matbaanın yokluğundan kaynaklanan cahilleşme olduğunu söyler.

Ferman ve Fetva Süreci

Matbaanın kurulabilmesi için padişah fermanı ve şeyhülislam fetvası gerekliydi. Padişah ve sadrazam bu teşebbüsü güçlü bir şekilde destekliyorlardı. Bu sayede, hem ferman hem de fetva süreci hızlı bir şekilde tamamlanarak gerekli izinler kolayca alındı.

Çağdaşlaşma tarihimizin en çok tartışılan konularından birisi de; matbaanın kurulmasının şeriata aykırı olduğu meselesidir. Matbaanın gecikmesinin sebeplerinden biri olarak bu mesele gösterilir.

Muteber kaynaklar, gerçekte ulemadan bu yönde bir direnmenin geldiğini gösteren hiçbir delilin olmadığını zikrederler. Şeyhülislam Abdullah Efendi fetvayı hemen vermiş, ulemadan on bir kişi basılan ilk kitabın başına sunum yazıları yazmışlardır. Bu takdim yazılarında kitap basmanın şeriata aykırılığından hiç söz edilmemiştir. Matbaa açıldıktan sonra Şeyhülislam Abdullah Efendi, İbrahim Müteferrika’ya basılmasını gerekli gördüğü iki kitabı da tavsiye eder. Matbaanın tashih işlerine bakmak için ulemadan üçü kadı, biri Mevlevi şeyhi olan dört kişi memur edilir.

İlk Baskılar ve Vankulu Lügatı

Bu gelişmelerden sonra Padişah Üçüncü Ahmet, 5 Temmuz 1727 tarihli bir fermanla matbaanın kuruluşunu ilan eder. Böylece ilk Türk Matbaası, Sultan Selim civarında İbrahim Müteferrika’nın evinde faaliyete geçer.

Mehmet Sait Efendi ve İbrahim Müteferrika‘nın kurdukları matbaanın ilk bastığı eser, İsmail bin Hammad el- Cevheri’nin Muhtarü’s Sabah adını taşıyan Arapça sözlüğünün, Muhammed bin Mustafa el-Vani tarafından yapılan Türkçe tercümesi olur: Kitab-ı Lügat-i Vankulu. Şubat 1729 tarihinde iki folyo cilt halinde yayımlanan eserin fiyatı, padişah fermanıyla 35 kuruş olarak belirlenir.

Vankulu Lügatı, Türk kitap matbaacılığı tarihi açısından büyük önem taşıyan bir eserdir. Kitabın önemi sadece basılan ilk eser olmasından kaynaklanmaz. Girişinde, kitabı yayına hazırlayanın önsözü vardır. Bunun yanında, padişahın hatt-ı şerifi, şeyhülislam Abdullah Efendi’nin fetvası ve kazaskerin icazeti de yer alır. Kitabın en sonunda da İbrahim Müteferrika’nın kaleme aldığı ünlü makalesi, Vesiletü’t Tıbaa bulunur.

Denizlerden Tarihe Uzanan Eserler

Matbaanın ikinci bastığı kitap, Katip Çelebi’nin Tuhfetü’l Kibar fi Esfaril-Bihar isimli eseridir. 25 yaprak olarak basılan bu eseri İbrahim Müteferrika, Padişah Sultan Üçüncü Ahmet Han’a ithaf etmiş ve esere özenle hazırlanmış beş adet harita eklemiştir. Bu haritalar dünya yarımküreleri, Akdeniz ve Karadeniz, Osmanlı hakimiyetindeki adalar, Adriyatik Denizi ve bir çift deniz pusulasından oluşmaktadır.

Matbaanın üçüncü eseri ise oldukça sıra dışı bir kaynaktan gelmiştir. Eserin yazarı, İran’daki büyük kargaşayı ve Safevi hanedanının Afganlılar tarafından yıkılışını yerinde izleyen Lehli bir Cizvit misyoneri olan Judas Thaddaus Krusinsky’dir. Krusinsky’nin Latince kaleme aldığı bu gözlemler, İbrahim Müteferrika tarafından Türkçeye çevrilmiş ve saraya sunulan raporlarla zenginleştirilerek 26 Ağustos 1729 yılında basılmıştır.

Matbaanın dördüncü kitabı ise Türkçe-Fransızca bir dilbilgisi kitabıdır. Müteferrika, kitabı İstanbul’da yaşayan Frenklerin ricası üzerine basar. Yazarı Strasbourg’lu Johan Holderman olan bu eser, Sultan Üçüncü Ahmet ve Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa döneminde basılan son kitaptır.

Matbaanın İkinci Dönemi: Bilim ve Siyasetname

Patrona Ayaklanması’ndan sonra Müteferrika Matbaası’nın İkinci Dönemi başlar. Mehmet Sait Efendi devlet görevine atandığı için matbaa, sadece İbrahim Müteferrika tarafından yürütülür. Yeni Padişah Sultan Birinci Mahmut da yenilik taraftarıdır ve matbaaya sahip çıkar.

Bu dönemin ilk iki eseri İbrahim Müteferrika’nın kendi imzasını taşıyan Usulü’l-Hükem Fi Nizamü’l-Ümem ve Füyuzat-ı Mıknatısiyye isimli kitaplardır. Mıknatısla ilgili eserde manyetik güç, dünyanın kutupları ve enlem-boylam belirleme yöntemleri bilimsel olarak incelenir.

Müteferrika’nın asıl üzerinde durulması gereken eseri ise Usulü’l-Hükem Fi Nizamü’l–Ümem’dir. Bu kitap, Osmanlı Devleti’nin değişen şartlara ayak uyduramaması sonucu çıkan problemlere çözüm getirmek için kaleme alınmıştır ve siyasetname türünün çığır açan örneklerinden biridir. Bu dönemin görsel şöleni ise Katip Çelebi’nin Cihannüma’sıdır. 698 yaprağı ve 39 muhteşem haritası ile bu eser, erken dönem baskılarının en çok beğenileni olur.

Bir Devrin Sonu ve Sessizlik

İbrahim Müteferrika, Eylül 1743’te Dağistan’a gönderilir ve dönüşünde Divan-ı Hümayun tarihçiliğine atanır. Şubat 1747’de vefat etmesiyle matbaa uzun bir duraklama dönemine girer. Bu sessizlik, 1784’te Birinci Abdülhamit’in yeni fermanına kadar sürer. Ancak Üçüncü Selim dönemine kadar matbaa eski canlılığına kavuşamaz.

Görüldüğü üzere matbaa, Osmanlı topraklarına sadece bir teknik araç olarak değil; bir medeniyet arayışı ve devlet politikası olarak girdi. Bugünün dünyasında, Müteferrika’nın o zorlu şartlarda bastığı her bir sayfa, aydınlanma tarihimizin sönmeyen meşaleleridir.

 

Kaynakça:

  • Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma
  • Ali Budak, Türk Edebiyatı ve Batılılaşma
  • Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu
  • Ahmet Hamdi Tanpınar, On Dokuzuncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi

“Bir Medeniyet Mirası: Osmanlı’da Matbaanın Yolculuğu”

Metin Uygun

Yorum Yaz