Kitapların Dönüştürücü Gücü: Dünyayı Değiştiren Kitaplar
Kitaplar yalnızca bilgi değil, tarihi dönüştüren fikir silahlarıdır. Dünyayı Değiştiren Kitaplar, İnsanlığın düşünsel kırılma anlarını gözler önüne seriyor.
Dünyanın en zor sanatı, bir toplumu yönetmek değil; o toplumu adaletle ayakta tutabilmektir. Bu arayış ne bugün başladı ne de yarın bitecek. Ancak bazen cevabı modern teorilerin karmaşasında değil; asırlar öncesinden bugüne yankılanan, tozlu ama dipdiri bir mirasta; Sadi-i Şirazi’nin sayfalarında buluruz.
İşte bu dipdiri mirasın en somut duraklarından biri, Sadi-i Şirazi’nin “Nasihatü’l Mülûk” yani “Hükümdarlara Öğütler” adlı eseridir. Her ne kadar bu tavsiyeler ilk bakışta hükümdarlara yönelik görünse de, özünde insan yönetmenin olduğu her alana hitap eder. Bu sebeple biz de çalışmamızı 'Yöneticilik Tavsiyeleri' başlığıyla ele aldık. Ülkemizde ise bu kıymetli eseri Prof. Dr. Nimet Yıldırım’ın titiz çevirisiyle Bilge Kültür Sanat Yayınları aracılığıyla tanıyoruz.
Hayatın İçinden Geçen Bir Eğitim: Nizamiye’den Yollara
Sadi-i Şirazi, Fars edebiyatı ve kültür tarihinin Firdevsî’den sonraki en büyük şairi olarak kabul ediliyor. 13. yüzyılda yaşamış olan Sa’dî; Moğollar döneminde İslam coğrafyasının büyük bir bölümünün içinde bulunduğu sıkıntıları, halkın yaşadığı büyük zorlukları ve olağanüstü şartları bizzat gözlemlemiş bir kültür ve edebiyat adamıdır.
Kitaptan edindiğimiz bilgilere göre Sadi, Bağdat Nizamiye Medreseleri’nde eğitimini tamamlar. Ama eğitimini bitirdikten sonra hemen memleketine dönmez. Çünkü o, gerçek eğitimin dünyada cereyan eden, canlı olarak yaşanan hadiselerden ders çıkarmak olduğu düşüncesindedir. Bu anlayışla; kargaşa ve anarşinin hakim olduğu, kimsenin gezmeye cesaret edemeyeceği bölgelerde seyahat eder. Çok geniş bir coğrafyada; rengi, dili, ırkı, dini ve sosyal yaşantısı birbirinden tamamen farklı insanlar arasında bulunur.
Başta İran olmak üzere; Irak, Hicaz, Suriye, Lübnan, Anadolu ve Orta Asya gibi bölgeleri gezip görerek her ırktan ve dinden insanla görüşür. Böylece kendi düşüncesine göre tecrübeye dayalı olan gerçek eğitimini tamamlar. Uzun yıllar süren bu seyahatlerinde gördüklerini, duyduklarını ve bizzat yaşadıklarını bir araya getirerek kendisinden sonra gelecek nesillere ibret verici, hayat tecrübesiyle dolu eserler bırakır. Bu birikimini, kuracaklarını umduğu barış ve huzur toplumlarının oluşmasına fayda sağlaması gayesiyle bir miras olarak hediye eder. Bu aktarım hususunda; “Bütün bu bahçeleri gezip de dostlarıma bir hediye götürmezsem yazık olur” demiştir.
Yöneticinin Aynası: Hak ve Adalet
Sa’di’nin şiddetli bir şekilde arzuladığı dünya düzeni, hak ve adalet temellerine dayanıyordu. Sadi; Cenab-ı Allah’ın dergahına gösteriş karıştırmadan samimiyetle yüz süren, gündüzünü halka himmetle, gecelerini de Rabbine yönelip görevlerini yerine getirmekle geçiren idarecileri büyük şahsiyetler olarak kabul eder.
Onun hükümdarlara verdiği öğütlerde; hak, adalet, şefkat, devletin ilerlemesinin şartları, devlette devamlılığın önemi ve liyakatli kadroların özellikleri öne çıkar. Nasihatlerinde yöneticilere şöyle seslenir:
“Sen yüce yaratıcının emrinden çıkma ki, halk da senin emirlerini dinlesin.” “Yoksulların durumunu gözet, gönüllerini al. Hep kendi rahatına takılıp kalma. Yalnızca kendi rahatını düşünürsen, senin ülkende kimse huzur yüzü göremez.” “Sakın adaletten ve doğruluktan ayrılma, yoksa halkın seni dinlemez!”
Sa’di’ye göre devletin devamı, idarecilerin halk ile her konuda sıkı bir münasebet içinde olmasına bağlıdır. Yöneticiler, insanlar arasında hiçbir fark gözetmeden adaletle ve şefkatle muamelede bulunmalıdırlar.
Hukuk Varsa Ekonomi Var: 700 Yıllık Reçete
Bugün ekonomi çevrelerinin sıkça dile getirdiği bir husus var: Ekonomi-Hukuk ilişkisi. Hukukun gereklerini yerine getirmenin ve adaleti tesis etmenin yatırımcı çekeceği, ekonomiyi büyüteceği görüşü günümüzün en temel konularından biridir. Sadi, bu konuyu yüzyıllar öncesinden dile getiriyor ve tavsiyelerini kendi döneminin ruhuyla şöyle formüle ediyor:
Ona göre; emniyetin sağlandığı ve doğruluğun hüküm sürdüğü ülkede bayındırlık artar, ziraat gelişir. Bunlar gerçekleştiğinde huzur ve güvenlik her köşeye yerleşir, üretim artar, bolluk ve bereket olur. Ancak bir ülkede bu söylenenlerin tam tersi olursa, karşılığında da her şey kötüye gider.
Sadi’nin kulaklara küpe olacak öğütlerinden birisi de makam ve mülkün geçiciliğidir. O, yöneten kişinin hiçbir zaman Cenab-ı Allah’ın mülkünü ve sonsuzluğunu aklından çıkarmaması gerektiğini savunur.
Liyakat ve İstişare: Devletin Temel Taşı
Sadi, bir yöneticinin ileri görüşlü olması gerektiğini vurgular. Herkesin makamı konusunda derin düşünmeli, hak edeni hoşnut etmeli ancak hazineyi de boş yere tüketmemelidir. Dikkat çektiği bir diğer husus, yöneticinin çevresinde bulunacak kişilerin vasıflarıdır. Ona göre bu kişiler; akıllı, soylu, namuslu, iş bilir ve deneyimli insanlar olmalıdır.
Liyakat konusuna özellikle değinen Sadi; büyük işlerin deneyimsiz kişilere verilmemesi gerektiğini, aksi halde sonun pişmanlık olacağını söyler. Yöneticinin aklına gelen her şeyi hemen uygulamamasını; önce düşünmesini, bilenlere danışmasını ve faydalı olacağına karar verirse harekete geçmesini tavsiye eder. İleri görüşlülüğü yaşlılardan, dinamizmi ise gençlerden beklemek gerektiğini belirtir.
Hazine ve bütçe konusu da Sadi’nin temel tavsiyeleri arasındadır. Hazine her zaman dolu olmalı, halkın malı boş işler için saçılıp savrulmamalıdır. Çünkü düşman daima pusuda, beklenmedik gelişmeler ise daima yoldadır. Yönetici, kendisini asla hile ve tuzaklardan bütünüyle güvende görmemeli, fırsat kollayanlara karşı daima uyanık olmalıdır.
Şirazlı Sadi’nin öğütleri bu şekilde devam ediyor. Bu eserinde sadece büyük bir edebiyatçı değil, toplumla ilgili yaptığı isabetli gözlemlerle usta bir sosyal bilimci yönü de kendisini göstermektedir.
Metin UYGUN
“Sadi-İ Şirazi’den Yöneticilik Tavsiyeleri”
Metin UygunÖnceki Haber
Mobil aksesuar pazarı 100 milyar doları aştı
Sonraki Haber
Pilot Lisans Kaybı Sigortası Başvurularında Son Gün
Kitaplar yalnızca bilgi değil, tarihi dönüştüren fikir silahlarıdır. Dünyayı Değiştiren Kitaplar, İnsanlığın düşünsel kırılma anlarını gözler önüne seriyor.
Nihat Sami Banarlı, Türkçenin Sırları’nda sadeleştirme adı altında yapılan dil tasfiyesine karşı çıkarak Türkçenin imparatorluk dili kimliğini savunuyor.
“Babil’in En Zengin Adamı”, hikâyeler üzerinden tasarruf, yatırım ve finansal disiplinin temel ilkelerini anlatan zamansız bir finans klasiği.
Paris Sefareti’nden Müteferrika Matbaası’na uzanan bu yolculuk, Osmanlı’nın ilim ve teknikle yüzleştiği modernleşme sancılarını gözler önüne seriyor.