SEDDK İkinci Başkanı Mehmet Verim: Genç Zihinlerin Sigorta Yolculuğu
SEDDK 2. Başkanı Mehmet Verim, gençlerin başlattığı Cafe Poliçe girişimini destekleyerek sigortacılıkta yeni bir gençlik hareketinin önemini vurguluyor.
İnsan zihni, sınırları olmayan ezelden ebede bir sonsuzluğu düşünebilir; fakat insan hayatı, başı ve sonu kesin çizgilerle belirlenmiş sınırlı bir zaman dilimine mahkûmdur. Bu durum çoğu zaman bir eksiklik ya da trajedi gibi algılansa da, gerçekte hayatı anlamlı kılan temel dinamik tam da bu sınırlılıktır. Eğer zaman sonsuz olsaydı, “şimdi”nin değeri olmaz, erteleme doğal bir yaşam biçimine dönüşür ve üretkenlik anlamsızlaşırdı. Bu nedenle zaman, yalnızca ölçülen bir nicelik değil; anlamın üretildiği, karakterin şekillendiği ve insanın kendini inşa ettiği niteliksel bir değerdir.
İnsan hayatı, çocukluktan yaşlılığa uzanan bir zaman yolculuğudur ve bu yolculukta hiçbir evre diğerinden kopuk değildir. Çocukluk, zamanın en saf ve potansiyel yüklü hâlidir. Bu dönemde zaman fark edilmeden akar; oyun, merak ve öğrenme iç içe geçmiştir. Çocuk, zamanı yönetmez; zamanın içinde yaşar. Ancak tam da bu “farkında olmama” hâli, hayatın en kalıcı temellerinin atıldığı aşamadır. Çocuklukta bedene, zihne ve ruha ekilen her tohum –sağlık, sevgi, disiplin, merak, çalışma alışkanlığı– ileriki yıllarda karakter, üretkenlik ve insanilik olarak filizlenir. Zaman burada sinsice ve sessizce işler; görünmez ama belirleyicidir.
Gençlik, bu sessiz birikimin büyük bir enerjiyle yüzeye çıktığı eşiktir. İnsan bu dönemde kendini neredeyse ölümsüz hisseder. Ölüm uzaktır, zaman bol, imkânlar sınırsız gibi görünür. Coşkunluk yüksektir; arayış yoğundur. Ancak gençliğin bu büyüleyici gücü aynı zamanda en büyük tuzağı barındırır: “Nasıl olsa zaman var” düşüncesi. Gençlik sana şunu fısıldar: “Zaman var.” İşte bu bir yalandır. Bu düşünce, zamanın en hızlı tüketildiği dönemi yaratır. Oysa etkili ve anlamlı bir hayatın temeli, tam da bu evrede atılır. Gençlik enerjisi disiplinle buluşmadığında savrulur; amaçla birleştiğinde ise olağanüstü bir üretkenliğe dönüşür. Burada genç birey yalnızca zamanın içinde yaşayan değil, zamanla bilinçli bir ilişki kuran özne hâline gelmelidir.
Bu noktada çalışma kavramı merkezi bir rol üstlenir. Çalışma yalnızca ekonomik bir zorunluluk, geçim aracı ya da kariyer basamağı değildir. Çalışma, insanın kendini gerçekleştirme ve inşa biçimidir. Anlamdan kopuk bir emek, bireyi tükenmişliğe sürüklerken; amaçla beslenen emek insanı diri tutar. İnsan yaptığı işte kendini görmediğinde yabancılaşır, fakat yaptığı işte anlam bulduğunda zamanın akışı değişir. Çalışma, böylece hayatın amacından ayrı düşünülemeyecek bir varoluş eylemine dönüşür.
Bu üretkenliğin duygusal omurgasını sevgi ve aşk oluşturur. Sevgi, insanı yaptığı işe, çevresine ve topluma bağlayan temel bağdır. Aşk ise bireyi kendi sınırlarını aşmaya zorlayan güçlü bir enerjidir. Aşkla yapılan çalışma, zorunluluktan çıkar; zaman fark edilmeden akar. Genç bir insan sevdiği, inandığı ve anlam yüklediği bir amaç için çalıştığında yorgunluk ve bıkkınlık bir engel olmaktan çıkar. Burada zaman, tüketilen bir kaynak değil, derinleşilen bir alan hâline gelir.
Hırs ise çoğu zaman yanlış anlaşılan ama vazgeçilmez bir dinamiktir. Kontrolsüz hırs yıkıcıdır; “bunun için keskin sirke küpüne zarar verir” derler fakat etik sınırlar içinde tutulan, sevgiyle dengelenmiş hırs ilerlemenin motorudur. Hırsın sevgiyle, disiplinin merhametle dengelendiği bir yapı insanı hem başarılı hem insanî kılar. Aksi hâlde başarı ruhsuz, insanilik ise etkisiz kalır. Bu denge, genç bireyin hem kendine hem başkalarına zarar vermeden ilerlemesini sağlar.
İçsel motivasyonun, disiplinin kalıcı ve sürekli olabilmesi için yöntem ve tekniklerle desteklenmesi gerekir. Hedef belirleme, zaman planlaması, derin odaklanma, sürekli öğrenme, geri besleme ve öz değerlendirme; mekanik kurallar değil, anlamın hizmetkârı olan araçlardır. Zaman planlaması dakikaları doldurmak değil, değerleri önceliklendirmektir. Derin odaklanma yalnızca işi bitirmek için değil, yapılan işe saygı duymak ve nitelikli üretim ortaya koymak içindir. Bu teknikler, gençliğin coşkunluğunu somut ve kalıcı başarıya dönüştüren kanallardır. Bugünkü sen, çocukken ekilenlerin sonucusun. Disiplinsizlik de, merak da, sevgi de, boşluk da tesadüf değildir.
Yaşlılık ise zamanın bilgelikle konuştuğu evredir. Eğer gençlik ve yetişkinlik bilinçli geçirilmişse, yaşlılık bir kayıp değil, bir hasat ve aktarım dönemine dönüşür. Çalışmanın biçimi değişir; fiziksel üretim yerini zihinsel ve ahlaki rehberliğe bırakır. Hırs dinginleşir, sevgi kapsayıcı hâle gelir, coşkunluk bilgelikle bütünleşir. Verimli geçirilen bir ömür, yaşlılıkta pişmanlık değil bilgelik ve huzur üretir. Böylece insan, sadece yaş almaz; huzur, mutluluk, bilgelik ve anlam biriktirir.
Sonuç olarak zaman, herkese eşit verilen, geri getirilemeyen fakat en adaletsiz kullanılan en değerli kaynaktır. Hayatın amacı zamanı tüketmek değil, onu anlamla, başarıyla ve ölümsüz eserlerle doldurmaktır. Çalışkanlık, üretkenlik ve insanilik birbirinden ayrı değil; iç içe geçmiş tohum değerlerdir. Genç bireye düşen görev, zamanı ertelemek değil, onu bilinçle amaca dönük dizginlemek ve sahiplenmektir. Coşkunluğunu disiplinle, hırsını sevgiyle, çalışmasını anlamla birleştiren genç insan; yalnızca başarılı değil, aynı zamanda derin, başarılı, huzurlu, mutlu ve kalıcı bir hayat kurar. Çünkü sonsuzluk, ancak sınırlı bir ömrün hakkı verilerek, unutulmayan ölümsüz eserler inşa edilerek hissedilebilir.
Bu ölümlü hayatta;
Ya tozu dumanı katan olursun,
Ya da tozu dumanı yutan olursun.
Mehmet VERİM
“Mehmet VERİM: "Bir İnsan Ömrünü Neye Vermeli: Gençliğe Çağrı Olarak Bütüncül Bir Varoluş Manifestosu”
Mehmet Verim (SEDDK İkinci Başkanı)Önceki Haber
Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi Yol Haritası
Sonraki Haber
Sigortacılıkta Yeni Teknolojiler Devreye Girdi: Yapay Zeka Dönemi
SEDDK 2. Başkanı Mehmet Verim, gençlerin başlattığı Cafe Poliçe girişimini destekleyerek sigortacılıkta yeni bir gençlik hareketinin önemini vurguluyor.