Gurbette Bir Şehzade: Cem Sultan’ın Hazin Hayat Hikayesi

Osmanlı tarihinin en dramatik figürlerinden biri olan Cem Sultan’ın hayatı; taht mücadelesinden Avrupa’daki esaret yıllarına uzanan çarpıcı hikâyesiyle siyasi entrikalar, diplomasi ve trajedi ekseninde ele alınıyor.

Osmanlı tarihinin en hüzünlü ve en çarpıcı hikâyelerinden biri Cem Sultan’ın hayat hikayesidir. Cem Sultan, Fatih Sultan Mehmet’in en sevdiği, “Vâris-i Mülk-i Süleymanî” dediği şehzadesiydi. Bursa’da adına hutbe okutup para bastıracak kadar kudretli, ama ömrünün son 13 yılını Avrupa saraylarında esir olarak geçirecek kadar talihsizdi.

Bu talihszi hikayenin kahramanı, Fatih Sultan Mehmed’in küçük oğlu Cem Sultan, 23 Aralık 1459 tarihinde Edirne Sarayı’nda doğdu. Beş yaşına geldiğinde eğitimi için kendisine hoca tahsis edildi. Dokuz yaşında Kastamonu Sancakbeyliğine tayin edildi. Burada dört sene kaldı. Bu zaman içinde de eğitimi devam etti.

Taht Mücadelesi Ve Gurbete Açılan Kapılar

1474 tarihinde büyük ağabeyi Şehzade Veliaht Mustafa’nın vefatı üzerine Karaman Beylerbeyliğine gönderildi. Burada da idari işlerin yanında eğitimine devam etti. Çevresinde Türk devlet adamlarıyla beraber Türk, Rum ve İtalyan ilim adamları da bulunuyordu. Bu şahsiyetler; siyaset, ilim, şiir, sadakat ve faziletleriyle tanınan kimselerdi. Altı sene kaldığı Konya’da bu şahsiyetlerin her birinden çeşitli ilimler öğrendi. İlk şiirlerini burada yazdı. Konya hayatı, onun maddi ve manevi terbiyesi yönünden çok verimli geçmişti. Burada askerlik eğitimine de devam eden Cem Sultan, ata binme ve her türlü silahı kullanma konusunda büyük maharet sahibi oldu.

1481 senesinde babası Fatih Sultan Mehmet Gebze’de vefat ettiği zaman, Cem Sultan yirmi üç, ağabeyi Şehzade Beyazıt 34 yaşındaydı. Her iki şehzade de iyi yetişmişti. Cesur ve hareketli olan Cem Sultan daha çok seviliyordu. Fatih Sultan Mehmet de Cem Sultan’ı çok seviyordu. Bu yüzden Kanunname-i Âl-i Osman’da şehzadelere yazılacak hükümlerin lakapları bahsinde, “Vâris-i Mülk-i Süleymanî… Oğlum Cem…” diye yazdırmıştı.

Yeniçeriler vasıtasıyla daha önce haber verilen Şehzade Beyazıt İstanbul’a gelerek tahta geçti. Cem Sultan, aradan çok geçmeden durumu öğrendi. Kendisini teşvik eden bazı şahsiyetlerin tavsiyeleriyle saltanat iddiasında bulundu. Asker toplayarak Bursa üzerine yürüdü. Karşısına çıkan kuvvetleri mağlup ederek Bursa’ya girdi. Burada kendisini sultan ilan ederek adına para bastırdı. Hutbe okuttu ve kısa bir müddet saltanat sürdü.

Etrafında önemli bir kuvvet toplayan Cem Sultan, mücadelesine devam etmekte kararlıydı. Cem Sultan, Osmanlı ordusuyla 20 Haziran 1481 günü Yenişehir Ovası’nda karşılaştı. Gedik Ahmet Paşa’nın Sultan Beyazıt tarafına geçmesiyle Cem Sultan savaş meydanını terk ederek Konya’ya çekildi.

Konya’da üç gün kalabilen Cem Sultan, annesini, hanımını ve çocuklarını yanına alarak Mısır’a gitti. Kahire’ye girişinde Memlük Sultanı Kayıtbay tarafından merasimle karşılandı. Bu arada Hac ibadetini yerine getirdi.

Cem Sultan, daha sonra halkın Sultan Beyazıt’tan yüz çevirdiği, kendisini beklediği yönünde mektuplar aldı. Bu mektuplardan dolayı yeniden ümitlendi. Konya ve Ankara’ya harekâtlar yaptı ama bunlar başarısızlıkla sonuçlandı. Kendisini takip eden Sultan II. Beyazıt’la yeniden müzakerelerde bulundu. Fakat bu müzakere de sonuçsuz kaldı. Sultan Beyazıt, onun Kudüs’te oturmasını ve yıllık yüksek bir meblağı da ödenek olarak vermeyi teklif ediyordu. Cem Sultan ise Osmanlı topraklarında hâkim olacağı bir bölgenin kendisine verilmesinde ısrarcıydı.

Karamanoğlu Kasım Bey’in teşvikiyle Rumeli’ye gitmek için Rodos şövalyelerine müracaat etmeye karar verdi. 29 Temmuz 1482 tarihinde Rodos’a geldi. Burada talihsiz şehzade için sonu ölümle bitecek olan acı hayat, esaret yılları başlıyordu.

Avrupa Saraylarında Rehin Bir Şehzade 

Cem Sultan, Rodos’ta bir aydan biraz fazla bir süre kaldıktan sonra Fransa’ya gönderilmek üzere beraberindeki üç yüz kişiyle yola çıkarıldı. Yolculuk sıkıntılı geçti ve nihayet Fransa’nın Nis şehrine vardı. Gönlünü dindirip acılarını unutmak için Türkçe ve Farsça şiirler yazdı.

Cem Sultan’ın Avrupa’ya gitmesi ve Hıristiyanların eline geçmesi, Sultan II. Beyazıt’ı çok zor durumda bıraktı. Sultan Beyazıt, 7 Aralık 1482 tarihinde şövalyelerle bir anlaşma yaptı. Bu anlaşmaya göre kardeşinin masraflarına karşılık her senenin 1 Ağustos gününde 45 bin duka altını ödeyecekti.

Bu sırada Cem Sultan, milletlerarası önemli bir mesele haline geldi. Papa, Fransa, Napoli ve Macaristan kralları, Memlük sultanı, Venedik doçu Cem Sultan’ı ele geçirmeye çalışıyorlardı. Avrupa devletleri Cem Sultan’ı ele geçirmek için birbirleriyle savaşacak derecede ileri gittiler. Sultan Beyazıt Han, kardeşinin papaya teslim edilmesini istemiyordu. Çünkü şimdiye kadar bütün Haçlı seferleri daima papanın teşebbüsü ile olmuştu. 1488 senesi sonlarında Fransa Kralı Sekizinci Charles’e, kardeşini hiçbir siyasi teşebbüse alet etmeden muhafaza ettiği takdirde yıllık 50 bin duka altını ödemeyi teklif etti. Kral bu teklifi kabul etmek istedi. Fakat şövalyeler, 5 Ekim 1488’de şehzadeyi teslim etmek için papayla anlaştılar.

Cem Sultan’ın Roma Hayatı ve Hazin Sonu

Cem Sultan ve beraberindekiler Mart 1489’da Roma’ya vardı. Papa Sekizinci İnnocent, Cem Sultan’ı Vatikan Sarayı’nın kabul salonunda merasimle karşıladı. Protokol görevlileri, Cem Sultan’ın papa huzurunda biraz olsun eğilmesini istediler. Cem Sultan bu isteği ölümü pahasına reddetti ve papanın huzurunda eğilmedi. Papa da şehzadenin boynuna sarılarak onu kucaklayıp öptü. Şehzadeye sarayın en geniş dairelerinden birini tahsis etti. Durumu öğrenen Sultan II. Beyazıt Han, bir elçi ile kardeşinin masrafları için 40 bin altın gönderdi.

1492 senesi Ağustos ayında Papa İnnocent’in ölümü ile yerine Altıncı Alexander geçti. Papa Alexander, üç yüz bin altın verildiği takdirde Cem Sultan’ı öldürebileceğini bildirdi. Beyazıt Han bu teklifi kabul etmedi. Bu durumu öğrenen Fransa Kralı Sekizinci Charles, İtalya’ya girdi ve Roma’yı kuşattı. Papa, Fransa kralının isteği üzerine Cem Sultan’ı teslim etmek zorunda kaldı.

Fransa kralı, Cem Sultan ve beraberindekileri alarak Fransa’ya götürmek için 1495 senesi başlarında yola çıktı. Bir müddet sonra Cem Sultan yolda rahatsızlandı. Hastalığı giderek fazlalaştı. Ata binecek durumu kalmamıştı. Sedyeyle taşınıyordu. Nihayet 25 Şubat 1495 tarihinde Çarşamba sabahı, şehadet getirerek 35 yaşında ruhunu teslim etti.

Cem Sultan’ın hastalık veya zehirlenme neticesinde öldüğüne dair çeşitli rivayetler vardır. Osmanlı kaynakları genellikle papa tarafından gönderilen bir berberin zehirli ustura ile şehzadeyi tıraş ettiğini ve ölümüne sebep olduğunu bildirmişlerdir. Batılı kaynaklar ise kullandığı şekere beyaz bir toz karıştırıldığını iddia etmişlerdir.

İki Yıl Süren Cenazeyi Teslim Mesaisi

Haberin İstanbul’a ulaşmasından sonra Sultan Beyazıt’ın emriyle çarşılar, dükkânlar kapatıldı. Ülkedeki bütün camilerde gıyabi cenaze namazı kılındı.

Sultan Cem’in tabutu bile devletlerarası müzakere konusu olmuştur. Gerek Sultan Beyazıt, gerek Papa, tabutun teslimi için Napoli kralını sıkıştırmaya başladılar. Bu müzakere ve tehditler iki yıl sürdü. Bu konudaki müracaatları atlatılan Sultan Beyazıt, sonunda Napoli’yi tehdit etti. Sekiz gün içinde cenazenin teslim edilmemesi halinde Güney İtalya’ya asker çıkaracağını, zorla gelip cenazeyi alacağını bildirdi. Bu ültimatomdan telaşa düşen Kral Frederico, cenazeyi gemiye bindirerek donanmasından bir filo ile beraber Avlonya’ya gönderdi. Avlonya’da cenaze, Osmanlı donanması tarafından top ateşiyle selamlanarak askeri merasimle teslim alındı. Avlonya’dan Mudanya’ya kadar tabutu Türk donanmasından bir filo getirdi. Cem Sultan’ın tabutu 1499 senesinde Bursa’ya götürülerek büyük ağabeyi Şehzade Mustafa’nın yanına defnedildi.

Bu Şehzadenin Osmanlı Tahtına Geçmeyişi Hıristiyan Âlemi İçin Bir Lütuftur

Cem Sultan, şair ve edip ruhlu biriydi. Avrupa’da bulunduğu süre içinde Fatih Sultan Mehmet’in oğluna yakışır şekilde hareket edip herkesin takdir ve sevgisini kazandı. İsmi bütün Avrupa’da şöhret buldu. Sözünün eri, atılgan bir insandı. Fransa Kralı Sekizinci Charles ile ilk görüşmelerinde yanlarında bulunan Venedikli tarihçi Sanuto, Cem Sultan’ın müthiş bir harp adamı olduğunu anlayarak; “Bu şehzadenin Osmanlı tahtına geçmeyişi Hıristiyan âlemi için bir lütuftur” demekten kendini alamamıştır.

Cem Sultan çoğunlukla Roma sokaklarında üzüntülü bir şekilde dolaşır, rast geldiği fakirlere bol bol sadaka verirdi. Bunu görenler onun Hıristiyanlığa ilgi duyduğunu sandılar. Cem Sultan’ın bu iyilikseverliği papanın da kulağına gitti. Bir sohbet esnasında papa, bu durumu son derece takdir ettiğini söyledi ve Cem Sultan’ı Hıristiyanlığa davet ederek: “Eğer bizim dinimize girersen, Mısır’dan oğlunu getirtir, ona kardinallik veririm” dedi. Papanın bu teklifinden son derece üzüntü duyan Cem Sultan, gözlerinden acı yaşlar dökerek şu cevabı verdi:

“Ben sizden Mısır’a gitmek için müsaade istedim. Siz bana batıl yolu gösteriyorsunuz. İtikadıma göre hak olan, Muhammed Aleyhisselam’ın dinidir. Bana kardinallik ve papalık değil, bütün dünyanın saltanatını verseler yine dinimden dönmem. Bu gibi teklifler bize sadece eza verir. Eğer size bu cesareti veren, bizim Hıristiyan fukarasına merhamet gösterişimiz ise biliniz ki bizim dinimizde fukaraya yardım hususunda Müslüman ve Hıristiyan ayrımı yapılmaz.” Papa, Cem Sultan’ı kırdığını anlayıp özür diledi.

Cem Sultan, babası Fatih Sultan Mehmet ve ağabeyleri Sultan II. Beyazıt ile Şehzade Mustafa gibi şairdi. Hatta şairlikte onları geçtiği ifade edilir. Türkçe ve Farsça iki divanı vardır. Dini ve edebi ilimlere mükemmel derecede vakıftı. Büyük bir ilim ve edebiyat koruyucusuydu. Bilim ve sanat adamlarını yanından ayırmadığı için, şairlerden bir kısmı gurbet hayatında bile onu yalnız bırakmamıştır.

Kaynakça:

  • Osmanlı Tarihi Ansiklopedisi,c.2,
  • Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, c.3,
  • Mustafa Müftüoğlu, Yalan Söyleyen tarih Utansın, c.1.


Metin UYGUN

“Gurbette Bir Şehzade: Cem Sultan’ın Hazin Hayat Hikayesi”

Metin Uygun

Yorum Yaz