Emperyalizmin Manevi Fetih Silahları: Misyoner Okulları

Türkiye’de misyoner okulları üzerinden yürütülen kültürel faaliyetleri ele alan Erol Güngör’ün değerlendirmeleri, eğitimden hastanelere uzanan tarihsel sürecin toplum üzerindeki etkilerini yeniden gündeme taşıyor.

Türkiye’ye yabancı kültürün giriş kanallarından birisi de misyoner okullarıdır. Hatta belki de en etkili kanalların başında bu okullar gelir. Rahmetli Erol Güngör, Sosyal Meseleler ve Aydınlar isimli eserinde yer alan “Türkiye’de Yabancı Kültürü” başlıklı makalesinde bu konuya dikkat çekmektedir. Güngör, İngiliz, Amerikan ve Fransız misyonerlerin Türkiye’deki Hıristiyanlaştırma faaliyetlerini ve Hıristiyan kültürünün ülkemize hangi yollarla girdiğini incelemektedir.

Kültür Mücadelesi ve Emperyalizm

Erol Güngör, dönemin ideolojik ve kültürel mücadelelerini değerlendirirken dünyadaki Komünizm, Siyonizm ve Katoliklik mücadelesine dikkat çeker. Ona göre dünya, bu güçler arasındaki mücadelenin sahası hâline gelmiştir. Bu mücadelede galip gelen taraf, kaybedene yalnızca siyasi üstünlüğünü değil; aynı zamanda kendi kültürünü ve dünya görüşünü de kabul ettirmektedir. Güngör, bunun yeni bir hâkimiyet biçimi ortaya çıkardığını ifade eder.

Yazara göre İslam âlemi, bu kuvvetler karşısında kendi varlığını koruma mecburiyetini her geçen gün daha fazla hissetmektedir. Güngör, yazının kaleme alındığı 1959 yılı itibarıyla son 150 yılda meydana gelen gelişmelerin kültür erozyonuna yol açtığını ve bunun ciddi sonuçlar doğurduğunu belirtmektedir.

Güngör’e göre son 150 yılda memleketimiz bilhassa Katoliklerin kültür istilasına maruz kalmıştır. Bu dönemde Türkiye’nin sosyal ve fikrî hayatında Hıristiyan kültür unsurları giderek daha görünür hâle gelmiştir. Özellikle Batılılaşma sebebiyle Batı kültürüne açılan kapı, meselenin ilmî bir şekilde ele alınmaması nedeniyle kontrolden çıkmıştır. Güngör’e göre bu süreç, Hıristiyan emperyalizminin “manevi fetih silahları”nın Türkiye’ye girişini kolaylaştırmıştır.

Bu faaliyetler daha çok neşriyat, okullar ve hastaneler gibi kurumlar vasıtasıyla yürütülmüştür. İngiltere’de bulunan “Türk Misyonlarına Yardım Cemiyeti” ise misyonerlere ciddi maddi destek sağlayarak bu faaliyetlerin önemli destekçilerinden biri olmuştur.

Misyoner Okullarının Kuruluşu

Misyonerlerin okullaşma faaliyetleri de makalede geniş şekilde ele alınan konular arasındadır. İlk defa İzmir’de Miss Mary Reynolds’un açtığı misyoner mektebi 1826 yılında kapanmıştır. Ancak Kırım Harbi sırasında İstanbul’a gelen misyonerler, Bebek’te bir seminer kurmuşlardır. Güngör’ün aktardığına göre bu seminer daha sonra Robert College hâline dönüşmüştür.

Bebek’te verilen seminerden sonra birçok kişinin Hristiyanlaştığı belirtilmekte, bu durum da seminerin başarısı olarak değerlendirilmektedir. Amerika ve İngiltere’deki Misyonlara Yardım Cemiyetlerinden gelen paralarla misyonerlerin eğitim masrafları karşılanmış; mezun olan kişiler Anadolu’nun çeşitli yerlerine bu kültürün propagandacıları olarak gönderilmişlerdir.

Hükümete yapılan çeşitli müracaatların ardından bu semineri geliştirerek Bebek sırtlarında bir kolej hâline getirmeyi başaran seminer başkanı Cyrus Hamlin, kurulan yeni okulun müdürlüğünü de üstlenmiştir. Görev süresi sona erdiğinde ise makamını yine başka bir misyoner arkadaşına devretmiştir.

Güngör’e göre okullardaki eğitim ve öğretimin yanında beden terbiyesi, izcilik ve benzeri faaliyetler de gençlerin bu kültür içerisine alınması için birer araç olarak kullanılmıştır.

Türkiye’ye Hıristiyan Kültürü Nasıl Girdi?

Türkiye’ye Hıristiyan kültürü nasıl girmiştir? Güngör, kitabında bu konuda da dikkat çekici değerlendirmelerde bulunmaktadır.

Makalede ifade edildiğine göre misyonerlik faaliyetleri; münferit kiliseler, hastaneler ve halkın içine çeşitli yollarla girmiş bulunan “Müslüman görünümlü papazlar” eliyle yürütülmüştür. Tanzimat Fermanı ise bu konuda yabancıların işini oldukça kolaylaştırmıştır.

Tanzimat devrinde siyasi endişelerle verilen haklar, yabancı kurumların serbestçe çalışmasına yol açmıştır. Böylece hükümetin yalnızca hukuki eşitlik olarak değerlendirdiği mesele, zamanla bir kültür istilası tehlikesine dönüşmüştür.

İngiliz Elçisinin Mektubu

Kitapta, İngiliz elçiliği yapan Henry Bulwer isimli şahsın Lord Russell’a yazdığı bir mektuba da yer verilmektedir. Güngör’e göre bu mektup, Hıristiyanlaştırma faaliyetlerinin ulaştığı boyutları göstermesi bakımından önemlidir. Aynı zamanda meselenin vahametini ortaya koyan dikkat çekici bir belge niteliğindedir.

Henry Bulwer mektubunda şu ifadeleri kullanmaktadır:

“Sizce de bilinmektedir ki Türkiye’de İncil serbestçe dağıtılır, hatta basımına bile müsaade edilir. Türkler Protestan oluyorlar, hiçbir taraftan baskı görmüyorlar. Bir iki seneden beri Türk Protestanlar, kiliseye dönüştürülmüş bir İngiliz okulunda her pazar günü iki defa Türkçe lisanda ibadet ediyorlar. Hakikati söylemek lazım gelirse diyebilirim ki dini Muhammedi erbabının Protestanlar hakkında gösterdiği rahatlık ve serbestlik cidden takdir edilecek derecededir. Böyle bir serbestliğe hükümetlerinde bile tesadüf edilmez.”

Misyoner Yetiştirme Sistemi

Erol Güngör, bu şartlar altında özellikle İngiltere’nin Müslüman memleketlerde Hıristiyan kültürünü yaymak amacıyla özel şekilde elemanlar yetiştirmeye başladığını ifade etmektedir. Yazar, bu kurumlarda yetişmiş bir İngiliz misyonerin anlattıklarını da nakleder.

Bu misyonerin anlatımına göre misyonerler çocuk yaşta hizmete alınırlar. Yapacakları görevlere göre ilmî, ahlaki ve fikrî bakımdan yetiştirilmektedirler. İngiliz Misyon Cemiyeti her yıl ortaokul öğrencileri arasından en zeki otuz-kırk kişiyi seçerek himayesine almakta; onları kabiliyetlerine göre farklı memleketlerde yetiştirmektedir. Daha sonra bu kişiler elçilik ve konsolosluklara yönlendirilmektedir.

Güngör’ün aktardığına göre bu şekilde İstanbul’daki İngiliz elçisine verilen bir misyoner adayı, Babıâli’ye yerleştirilmiş ve orada baş halife konumuna kadar yükselebilmiştir.

Hadise şu şekilde anlatılmaktadır:

Misyoner adayı, elçi aracılığıyla Müslüman bir isimle Müslüman bir aileye evlatlık olarak verilir. Mahalle mektebinden başlayarak medrese tahsiline kadar tam bir Müslüman çocuğu gibi yetiştirilir. Daha sonra bir Ermeni’den Fransızca dersi alarak Babıâli Tercüme Kalemi’ne girer ve baş halifeliğe kadar yükselir. Nihayet Protestan cemiyetinde program ve talimat hazırlamak göreviyle İngiltere’ye çağrılır; başındaki sarığı çıkarıp bir şapka giyerek memleketi terk eder.

McDonald’ın Dikkat Çeken Sözleri

Başka bir belgede ise Türk sosyal ve fikrî hayatını bütün incelikleriyle öğrenen misyonerlerden McDonald isimli kişinin sözlerine dikkat çekilmektedir.

Türk polisinin eline geçen bir risalede McDonald, Türkiye’de çalışacak arkadaşlarına şu ifadeleri kullanmaktadır:

“Bugün İslam memleketleri korkunç bir dini bozulmaya, hezimete doğru gitmektedir. Avrupa medeniyetinden İslam âlemine akan itikatsızlık seline İslamiyet karşı koyamamakta ve Avrupa’nın fikir hayatından söküp atmayı başardığı dinsizlik cereyanları İslam gençlerini kavramaktadır.”

Hastaneler ve Kolejler Üzerinden Propaganda

Güngör’e göre Hıristiyan kültürünün yayılmasında üzerinde en fazla durulan müesseselerden biri de hastanelerdir. Bilhassa Büyük Harp’te, yani Birinci Dünya Savaşı sırasında, savaşın getirdiği sefalet ve hastalıklara karşı hastaneler misyonerlik faaliyetleri için etkili bir şekilde kullanılmıştır.

Bunun yanında kolejlerdeki ders programları ve idare anlayışı da aynı propaganda faaliyetlerinin yürütüldüğü alanlardan biri olmuştur.

Erol Güngör, Bursa Amerikan Koleji’ndeki uygulamayı örnek vererek şu değerlendirmeyi yapmaktadır:

“Bunun en açık örneği, Cumhuriyet devrinde yaptığı faaliyetler neticesinde kapatılan Bursa Amerikan Koleji’dir. Burada talebe arasında özellikle fakir olanlara ücretlerinde indirim yapılarak veya kendilerine okul içinde ücretli bir iş verilerek bunlar okula minnettar bırakılmakta; daha sonra yapılan yardımın Hz. İsa’nın lütfu olduğu söylenerek dini ve ahlaki telkin yapılmaktadır. Bu çocukların çoğu da henüz rüştünü ispat etmemiş olanlardır.”

Bugüne Düşen Pay

Erol Güngör’ün değerlendirmeleri, yalnızca geçmişte yaşanan hadiseleri anlatmakla sınırlı değildir. Aynı zamanda kültür, eğitim ve fikir alanındaki mücadelelerin toplumların geleceği üzerindeki etkilerine de dikkat çekmektedir.

Bugün de kültürel etkilerin farklı araçlarla devam ettiği düşünüldüğünde, tarihî tecrübeleri doğru okumak ve kültürel meseleleri sağlıklı şekilde değerlendirmek büyük önem taşımaktadır.

Milletleri ayakta tutan yalnızca sınırları değil; kültürü, inancı ve hafızasıdır. Tarihi doğru okumak ise geleceği korumanın en etkili şartlarından biridir.

Metin UYGUN

“Emperyalizmin Manevi Fetih Silahları: Misyoner Okulları”

Metin Uygun

Yorum Yaz