Kitapların Dönüştürücü Gücü: Dünyayı Değiştiren Kitaplar
Kitaplar yalnızca bilgi değil, tarihi dönüştüren fikir silahlarıdır. Dünyayı Değiştiren Kitaplar, İnsanlığın düşünsel kırılma anlarını gözler önüne seriyor.
Tanzimat yazarlarının büyük bir kısmı gerek edebiyatın, gerek öğrendikleri ilimlerin yalnız bir dalında eser vermekle yetinmemişler; adeta birer ansiklopedist gibi çeşitli sahalarda çalışmaktan zevk almış ve edebi türlerin hemen hepsini denemeye çalışmışlardır. Tanzimat devrinin en üretken isimlerinden biri olan Ahmet Mithat Efendi de; ilimden fenne, edebiyattan gazeteciliğe kadar hemen her sahada kalem oynatmış çok yönlü bir şahsiyettir.
Onun bu bitmek bilmeyen çalışma azminin arkasında yatan felsefeyi, bizzat kendi oğluna verdiği şu nasihatte buluyoruz:
“Oğlum! Yalnız bir şeyi öğrenmeli, fakat mükemmel olarak! Yahut her şeyi öğrenmeli, tabii eksik olarak! Osmanlılığımızın bugünkü haline bakarak şu iki şıktan bence ikincisi tercih edilmelidir. Ben sana onu tavsiye ederim. Fakat bundan sonra bir birincisi tercih edilecektir. Sen de evladına onu tavsiye eyle!”
Bu sözleriyle Ahmet Mithat, yaşadığı dönemin ihtiyaçlarını ve milletin genel bilgi seviyesini göz önünde bulundurarak, eksik de olsa her sahada bilgi sahibi olmanın hayati bir gereklilik olduğuna dikkat çekmiştir.
Halk İçin Bir Mektep Kurmak
Ahmet Mithat Efendi, Tanzimat’ın toplumsal anlamda medeniyet değiştirme yönünde bir hareket olduğunu ilk anlayanlardan ve bunu en geniş anlamda gerçekleştirenlerden biridir. Bu medeniyet değiştirme hadisesini henüz okumamış halk yığınlarına aktarmak, onları yeni medeniyetin çeşitli yönleri konusunda aydınlatmak ve kendilerine ilk temel bilgileri vermek hususunda devasa bir çaba göstermiştir. Ona göre halkın medeni seviyesini yükseltebilmek için önce onun seviyesine inmek, ona kendi diliyle ve hoşlandığı şekilde hitap etmek gerekiyordu.
Yazar, romancı ve yayıncı kimliklerini tek bir vücutta toplayan Ahmet Mithat, yazılarını doğrudan halkın diliyle kaleme almıştır. Halkın seviyesini ve zevkini merkeze alan bu yaklaşımıyla, geniş kitlelere ulaşan ve halk için çok faydalı bir edebi hareket başlatmayı başarmıştır. O, yazdıklarıyla bir "halk mektebi" kurmuş ve bu mektebi hayatı boyunca büyük bir özveriyle yürütmüştür.
Tophane’den Gurbete: İlk Eğitim Yılları
Ahmet Mithat Efendi, 1844 tarihinde İstanbul’un Tophane semtinde dünyaya gelir. Babası Bezzaz Hacı Süleyman Ağa, bez ticareti yapan küçük bir esnaftır. Ne yazık ki babasını çok küçük yaşta kaybeder. Bu kaybın ardından ailesiyle birlikte, Vidin’de bulunan ağabeyi Hacı Hafız’ın yanına gider. Okuma yazma serüveni de ilk kez burada başlar. Takip eden süreçte aile tekrar İstanbul’a döner ve Ahmet Mithat, Tophane’deki sıbyan mektebinde eğitim hayatına devam eder.
Ancak hayatın getirdiği şartlar onları tekrar gurbete taşır. Aile, bu kez Niş’te vazife alan ağabeyinin yanına gider. Ahmet Mithat, ilk eğitimini burada tamamlayarak Niş Rüştiyesi’nden mezun olur. Ardından Tuna valiliğinin merkez kasabası olan Rusçuk’ta Vilayet Mektubi Kalemi’ne girer. İşte burası, onun memuriyet hayatının ve fikri gelişiminin başladığı yerdir. Burada Fransızca öğrenmeye başlar ve Tuna gazetesine yazılar gönderir.
Genç Ahmet’in bu gayreti, dönemin meşhur valisi Mithat Paşa tarafından takdir edilir. Paşa, ona kendi ismini verir. Genç Ahmet bundan sonra "Ahmet Mithat" olarak anılmaya başlar. Daha sonra tercümanlık göreviyle Sofya’ya gönderilen Ahmet Mithat, orada evlenir. Mithat Paşa’nın tayini üzerine önce İstanbul’a, ardından paşayla birlikte Bağdat’a gider. Bağdat’ta bir vilayet matbaası kurmak ve "Bağdat" isimli gazeteyi çıkarmakla görevlendirilir.
Doğu ve Batı’nın Sentezi: Bağdat Yılları
Bağdat, Ahmet Mithat için bir okul gibidir. Burada kendisine hem Doğu hem de Batı kültürlerini öğrenme konusunda rehberlik edecek çok özel arkadaşlar bulur. Çeşitli dinleri bir bir deneyerek Müslümanlıkta karar kılan ve bu dinlerin ilmi mukayesesini yapabilecek seviyede olan Hindistanlı İbrahim Can Muattar ile tanışır. Ondan Farsça ile birlikte dinlerin felsefesini ve mukayesesini öğrenir.
Mithat Paşa’nın Bağdat’ta açtığı sanat mektebi öğrencilerine kaynak oluşturmak amacıyla kaleme aldığı "Hâce-i Evvel" (İlk Hoca) serisi, onun ilim ve fen sahasındaki tanınmış eserlerinin ilk halkasını oluşturur ve bu seri ilk kez Bağdat’ta yayınlanır.
Aynı zamanda Batı kültür ve edebiyatını tanıması, meşhur ressam Osman Hamdi Bey ile olan arkadaşlığı sayesinde olur. Hamdi Bey onu sürekli kitap yazmaya teşvik eder.
Yazı Makinesi İstanbul’da
Basra mutasarrıflığı yapan ağabeyi Hafız Ağa’nın ölümünden sonra, kalabalık bir aileyi geçindirme yükü Ahmet Mithat’ın omuzlarına biner. Bunun için İstanbul’a dönmesi gerekmektedir. Mithat Paşa’dan zorlukla müsaade alarak 1871 yılında İstanbul’a gelir. İstanbul’da kendi evinde küçük bir matbaa kurar. Dizgi, tashih ve dağıtım işlerini aile fertleriyle birlikte bizzat yapar. Artık hayatını tamamen yazarlık yaparak sürdürecektir.
Bağdat’ta yazdığı kitaplardan başlayarak, yeniden kaleme aldığı eserler de kendi matbaasında basılır. Ceride-i Askeriyye gazetesinde başyazarlık, Basiret gazetesinde yazarlık yapar. Ahmet Mithat’ın “Yazı Makinesi” olarak tanınması işte bu dur durak bilmeyen faaliyetleri sebebiyledir.
Sürgün, Rodos ve Eğitim Aşkı
1872 yılında Devir ve Bedir isimli iki gazete çıkarır ancak bu gazeteler hükümet tarafından kısa sürede kapatılır. Yine aynı yıl çıkardığı Dağarcık mecmuasındaki “Dıvardan Bir Sada” yazısı sebebiyle dinsizlikle suçlanır ve 1873 yılında Rodos’a sürgüne gönderilir. Haksız yere sürgün edilmek ona çok ağır gelir, Sultan Abdülaziz idaresine derin bir gücenmişlik hisseder. Ancak kendisini çabuk toparlar. Sürgünde bile boş durmaz; Kırkanbar mecmuasına yazılar gönderir, Dünyaya İkinci Geliş ve Hasan Mellah gibi meşhur romanlarını orada yazar. Hatta Rodos’ta bir okul açarak çocuklara dersler verir.
1876’da genel aftan faydalanarak İstanbul’a döner ve tahta geçen Sultan İkinci Abdülhamit Han’ın güvenini kazanır. Padişahla kurduğu iyi ilişkiler meyvesini verir; Takvim-i Vekayi ve Matbaayı Amire müdürlüğü görevlerine getirilir. 1878’de ise gazetecilik hayatının en büyük eseri olan Tercüman-ı Hakikat’i yayınlamaya başlar. Bu gazete; Muallim Naci, Ahmet Rasim ve Hüseyin Rahmi gibi genç yeteneklerin yetiştiği devasa bir okul olur.
Vazife Başında Bir Veda
1908 İnkılabından sonra emekliye ayrılan Ahmet Mithat Efendi, Darülfünun’da Tarih-i Umumi, felsefe ve dinler tarihi; Darülmuallimat’ta pedagoji dersleri verir. Nihayet, Darüşşafaka’da ders nazırı olduğu ve mektepte kaldığı gecelerden birinde, 28 Aralık 1912 tarihinde, tam da hayal ettiği gibi vazife başında vefat eder.
Ahmet Mithat’ın Fikri Mirası
Ahmet Mithat Efendi’nin sayısı altmışı aşan büyük hikâye ve romanlarının pek çoğu, Tanzimat devrinin o karakteristik düalizmini, yani ikili yapısını çarpıcı bir şekilde sergiler. Onun eserlerinde temel çatışma; Doğu medeniyetinin ahlâk ve geleneklerine sıkı sıkıya bağlı kalarak Batı kültürünün sadece ilmini benimsemiş "müspet" tiplerle; millî örf ve âdetlerimize tamamen ilgisiz kalıp Batı’nın sadece serbest ve lüks yaşama tarzını taklit eden "menfi" tipler arasındadır. Bu Doğu-Batı çatışması, aslında onun hemen bütün romanlarının sarsılmaz temelini teşkil eder.
Ahmet Mithat Efendi, alfabeden iktisada, hukuktan kimyaya kadar her sahada kalem oynatmış, Türk edebiyatının gördüğü en üretken kalemdir. O, eserlerinde derin bir sanat üstünlüğü gütmemiş; bunun yerine Türkiye’de okuyan bir halk zümresinin oluşmasını sağlamayı hedeflemiştir. Bu görevini de başarıyla tamamlamıştır.
Rodos’tan döndükten sonra siyaseti tamamen bırakması, onu çağdaşlarından ayıran en önemli noktadır. Ona göre boş siyasi tartışmalar devlete zarar vermekten başka işe yaramazdı; asıl olan halkın kültür seviyesini yükseltmekti. Halkın okuma alışkanlığı olmadığını gördüğü için onları okumaya alıştırmak amacıyla polisiye romanlardan tiyatroya kadar edebiyatın her türünü kullanmıştır. Hatta yazılarını en heyecanlı yerinde kesip halkın ertesi gün gazeteye hücum etmesini izlemekten büyük keyif alırdı.
Ahmet Mithat Efendi, Batı hayranlığının körü körüne bir taklitçilik olmasına her zaman karşı çıkmıştır. O, Doğu ve Batı’yı mukayese ederek bir sentez oluşturmaya çalışmış, medeniyetin fennini alırken halkın dilini ve özünü korumasını savunmuştur. İşte bu yüzden eserlerinde sade, anlaşılır ve sıcak bir mahalle lisanı kullanmıştır.
O, sadece kitaplar yazmadı; bu milletin ufkunu açan sessiz bir devrim başlattı. Bugün bizlere düşen, onun o bitmek bilmeyen öğrenme azmini ve "eksik de olsa her şeyi öğrenmeli" diyen o kucaklayıcı vizyonunu anlamaktır.
Selam ve muhabbetle…
Kaynaklar:
“Bir Milletin İlk Hocası: Ahmet Mithat Efendi”
Metin UygunÖnceki Haber
AgeSA’dan Medisa İş Birliğiyle Tamamlayıcı Sağlık Sigortası: 18 Yaş Altına Bağımsız Poliçe Dönemi
Sonraki Haber
Jeopolitik Riskler Yatırım Rotasını Değiştiriyor
Kitaplar yalnızca bilgi değil, tarihi dönüştüren fikir silahlarıdır. Dünyayı Değiştiren Kitaplar, İnsanlığın düşünsel kırılma anlarını gözler önüne seriyor.
Nihat Sami Banarlı, Türkçenin Sırları’nda sadeleştirme adı altında yapılan dil tasfiyesine karşı çıkarak Türkçenin imparatorluk dili kimliğini savunuyor.
“Babil’in En Zengin Adamı”, hikâyeler üzerinden tasarruf, yatırım ve finansal disiplinin temel ilkelerini anlatan zamansız bir finans klasiği.
Paris Sefareti’nden Müteferrika Matbaası’na uzanan bu yolculuk, Osmanlı’nın ilim ve teknikle yüzleştiği modernleşme sancılarını gözler önüne seriyor.