Sosyal Güvenliğin Sürdürülebilirlik Krizi ve Türkiye’de Çözüm Arayışları

Sosyal güvenlik sistemlerinde sürdürülebilirlik, artan maliyetler, demografik dönüşüm ve aktif/pasif dengesindeki bozulma ile yeniden tartışılıyor. Türkiye özelinde bu denge, sistemin geleceği açısından kritik bir gösterge sunuyor.

Önceki yazımızda değindiğimiz üzere sosyal güvenlik bir sistem olarak belli başlı yollar tercih edilerek uygulanır. Gelen okuyucu yorumları ve bir önceki yazının devamı niteliğinde olan bu köşe yazısında “sürdürebilirlik” konusuna değinilmiştir. Hizmetlerin nasıl sunulacağı, hizmetlerin kapsamı, sunulacak hizmetlerden yararlanma süreleri ve hizmetlerin miktarları sosyal politikanın tartışmalı konularıdır ve belli başlı dinamikler söz konusu tercihlere etkide bulunmaktadır.  Hak temelli ve ihtiyaç temelli yaklaşım önemli bir mihenk noktası olarak görülmektedir.

Bu anlamda ülkeler nasıl politika tercihte bulunmaktadır?

Türkiye’de ise primli sistem “hak temelli” yaklaşıma dayanırken, “primsiz sistem” ise “bakıma muhtaçlık” prensibine dolayısıyla “ihtiyaç temelli” yaklaşıma göre uygulanmaktadır. Dolayısıyla ekonomik gelişmişlik bu bağlamda devletlerin sosyal harcamaya bütçe ayırmasına etki eden önemli bir unsur haline gelmektedir; ekonomik bakımından dar anlamda düşünüldüğünde yüksek düzeyde gelir sağlayan ülkelerin diğer ülkelere göre daha yüksek sosyal harcama yapması olağan bir durumken ekonomik bakımdan “gelişmekte olan” ülke kategorisinde olan ülkelerin bütçeden diğer gelişmiş ülkeler kadar bütçe ayıramaması olağan görülmektedir. “Evrenselci” yapı olarak tabir edilen tüm bireylerin kapsama alınması ülkelerin kolay tercih edebileceği bir yol değildir; söz konusu durumun çok ciddi bir ekonomik külfet doğuracağı açıktır. 

Sosyal güvenliğin temel mücadele politikalarından biri “sürdürebilirlik” bu konuda büyük önem arz etmektedir; sosyal güvenlik bakımından önemli bir oran olan aktif /pasif oranı önemli bir gösterge kabul edilmektedir. Genel kabul olan “dört çalışanın bir emekliyi finanse etmesi” sosyal güvenliğin sürdürülebildiği bakımından bir göstergedir. “Çalışma Hayatı İstatistikleri Aylık E-Bülteni” ne göre Türkiye’de 25.424.518 aktif sigortalı ve 16.858.758 pasif sigortalı bulunmaktadır ve Aktif/Pasif Oranı “1,58” olarak gerçekleşmiştir.  Ayrıca “Türkiye’de Sosyal Sigorta Sisteminin Sürdürülebilirliği: Aktif ve Pasif Sigortalı Nüfusun Gelişimi Üzerinden Bir Değerlendirme” isimli akademik bir çalışma Türk sosyal güvenlik sisteminin geleceği hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Çalışma 2030 yılı itibariyle aktif /pasif oranın 1,26 seviyesine kadar gerileyebileceğini ve aynı zamanda gelecekte SGK bütçe açığının artacağını ifade etmektedir. Özellikle demografik fırsat pencerecisini kaybetme trendinde olan Türkiye için sosyal güvenlik sistemi açısından tehlike çanlarının çaldığı anlaşılmaktadır. Söz konusu sosyal güvenlik krizinin salt Türkiye için geçerli olduğu da düşünülmemelidir; özellikle yaşlı toplumlar olarak nitelendirilen Avrupa toplumlarında da benzer sorunlar görülmektedir. Aziz Çelik yazdığı bir köşe yazısından bu oranı “Bir sosyal güvenlik safsatası: 4 çalışana 1 emekli!” olarak değerlendirirken özellikle Avrupa’da yaşlanan nüfustan dolayı ülkelerin bu oranı sağlayamadığını ifade etmiştir. Özellikle beklenen ömür süresinin (Life Expectancy) uzamasının sosyal güvenlik kurumlarına bir külfet olduğu yadsınamaz bir gerçektir ve insanlar hayatları boyunca emekli aylığı almaktadırlar aynı zamanda kişinin ölümü halinde hak sahiplerine kanunların sağladığı diğer haklar bulunmaktadır. Dolayısıyla sosyal güvenlik sistemleri kademeleri olarak emeklilik yaşının yükseltilmesi, aylık bağlama oranlarının düşmesi, prim oranlarının yükseltilmesi gibi önlemlerin alınması bir mecburiyet haline gelmektedir sosyal güvenlik reformlarına ilişkin örnekler dünyada da görülmektedir. Diğer taraftan devletin katkı sağladığı Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ve mevzuatımıza girmesi beklenen Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) devletin alternatif yaratma çabasına örnek teşkil etmektedir. Bu durumda piyasanın daha aktif rol olması durumunda “piyasa başarısızlığı” başka bir deyişle özel sektörün “sosyal güvenliğin hizmetlerinin etkin sunulması” hedefini gerçekleştirememesi durumu dikkat edilmesi gereken diğer başka bir durumdur. Dolayısıyla devletin denetim mekanizmasını etkin kullanması gerektiği anlaşılmaktadır. 

Diğer taraftan elde edilen SGK tarafından elde edilen prim ve gelirlerin etkin kullanılması önemli bir alandır nitekim yüksek enflasyon karşısında fon yönetiminde “emniyet” ilkesi gereği varlıkların değerinin korunması sosyal güvenliğin sürdürülebilirliği açısından önem arz etmektedir.

Artan sosyal güvenlik harcamalarıyla başa çıkabilmek için bazı önemli noktalar öne çıkmaktadır;

  1. Kayıtdışı istihdamla mücadele
  2. Sosyal güvenlikte fon yönetiminde başarılı sağlanması
  3. Sosyal güvenlik bilincinin geliştirilmesi; özellikle ihbar ve bildirim mekanizmalarının konusunda halkın etkin kullanımının sağlanması
  4. Denetim, özellikle yolsuzluk ve suistimallerin önlenmesi olası zararların önlenmesi ve de mümkünse tazmin edilmesi.

Aynı zamanda uzun vadeli bir politika olarak nüfus sorunu açısından pronatalist politikalar daha ivedilikle ve etkin bir şekilde uygulanmalıdır.

 

Dr. Öğretim Üyesi Yavuz Selim Kaymaz


“Sosyal Güvenliğin Sürdürülebilirlik Krizi ve Türkiye’de Çözüm Arayışları”

Dr. Öğretim Üyesi Yavuz Selim Kaymaz

4 onaylı ziyaretçi yorumu

Derya Deniz

Derya Deniz

04 April 2026 saat 21:15

Çok doğru bir konuya acı reçete ile çözüm bulma odaklı yaklaşım sergilemişsiniz, bu halkın genelinde olumlu karşılık bulamayabilecek olsa da daha fazla geç kalınmadan uygulamaya geçilmesi gereken önlemler bağlamında doğru bir tespit. Gömleğin düğmeleri başlangıçta yanlış iliklendi, şimdi düzeltmek için alınacak önlemler ise siyasi açıdan oy kaybettirecek bir durum. Halen her gün haberlerde alternatif erken emeklilik formüllerinin gündeme getiriliyor olması ise kamuoyunun sürecin gitmekte olduğu uçurumu göremediğinin göstergesi niteliğindedir.

Mustafa Kırgız

Mustafa Kırgız

05 April 2026 saat 19:24

Emeğinize sağlık Yavuz Hocam. Önemli bir konuya değinmişsiniz.

ferhat akçaalan

ferhat akçaalan

07 April 2026 saat 08:42

Hocam öncelikle kaleminize sağlık. Tüm dünyada açık veren sosyal güvenlik sistemlerinin alternatifi olarak geliştirilen BES ve/veya TES'lere ilişkin "piyasa başarısızlığı" vurgununuz çok dikkat edilmesi gereken bir husus. Ülkeler sosyal politikayı desteklemek amacıyla alternatif oluşturmaya çalıştıkları durumlarda sistemi daha da bozmanın önüne geçmek için piyasa başarısızlıklarıyla da mücadele etmelidirler. yeni yazılarınız bekliyoruz hocam

Merih Bayraktar

Merih Bayraktar

07 April 2026 saat 19:44

Değerli bilgileriniz için teşekkürler saygıdeğer hocam.Aydınlatıcı ve yol gösterici yazılarınız bizlere işık oluyor.

Yorum Yaz