İslâm’da Mala Ve Cana Verilen Zararların Tazmini Ve Sigorta İlişkisi

Prof. Dr. Hamdi Döndüren, sigortanın temelinde yer alan risk paylaşımı anlayışını İslam hukukundaki dayanışma, diyet ve tekafül sistemi üzerinden değerlendirerek, günümüz katılım sigortacılığına dair bir çerçeve sunuyor.

Risk Paylaşımı ve Sigorta:

İslam’da beş temel değeri korumak için gerekli önlemler alınmıştır. Bunlar: Mal, can, ırz, akıl ve din’dir. Bunlardan malın korunması için hırsızlık cezası (Mâide, 5/38), kasten öldürmelerde mağdur ailenin isteğine bağlı olarak kısas veya diyet tazminatı ödenmesi (bk. Bakara, 2/178-179; Mâide, 5/45), kasıt olmaksızın yanlışlıkla ölüme sebebiyet vermelerde ise diyet tazminatına yer verilmesi (Nisâ, 4/92) önemli koruyucu hükümlerdendir. 

Bunlardan özellikle kısas ve diyet yanında erş denen, yaralamanın çeşidine ve önemine göre bir tazminat takdir edilmesi, günümüz trafik kazalarına kadar, mal ve canla ilgili sigortaları kapsamaktadır.

Trafik kazası veya başka bir şekilde birinin ölümüne sebep olanların ödemesi gereken diyet tazminatı Hz. Peygamber döneminde, bin dinar (4 kğ. altın) veya on bin dirhem (28 kğ. gümüş) veya bunlara denk olan yüz deve olarak uygulanmıştır. 

Diyet ve erş (yaralama) tazminatlarının ödenmesi önceleri birinci derecede suçu işleyen aileye yüklenirken, onların bunu ödeyememesi gibi sakıncalar dikkate alınarak, alan genişletilmiş, Hz. Ömer döneminde çeşitli aile ve meslek grupları divan adı altında birleştirilerek, ortak ödeme fonları oluşturulmuştur.

Medine’ye hicret edilince ehli kitap topluluklarını da kapsayan Medine Anayasası’nın ilk 12 maddesinde bu dayanışmayı görmek mümkündür. [1]

Ailenin, bu tazminatları ödeme gücü yoksa, beytülmalden veya zekat fonundan ödemelerin yapıldığı da görülür.[2] Hadiste şöyle buyurulur: “Ben mirasçısı olmayanın mirasçısıyım. Onun yerine diyetini öderim ve ona mirasçı olurum.” [3]         

Günümüzde sigorta, mala veya cana karşı beklenmedik bir anda meydana gelen, tek kişinin altından kalkamayacağı ağır yükü, mümkün olduğu kadar fazla sayıda kişilere yaymak ve böylece büyük zararları, kimseye ağır gelmeyecek bir yolla karşılamak esasına dayanır.

Trafik kazası, yangın, sağlık, işsizlik, emeklilik gibi bütün riziko alanlarında, özel sektörce, anonim ortaklık statüsünde faaliyet gösteren ticarî amaçlı sigortalar bulunmaktadır. Bunlar belli risk alanları tespit ederek, sigortacılıkta kullanılan “ihtimaller hesabı”, “büyük sayılar kuramı” gibi tekniklerden yararlanarak ve sigortacılık sektöründeki rekabeti de dikkate alarak prim miktarlarını belirleyerek poliçe düzenlerler.

Poliçe, sigortacı ile sigortalı arasında yapılan resmi sözleşmedir. Bu sözleşmede teminat kapsamı, prim tutarı, taraf bilgileri, sigortanın başlangıç ve bitiş tarihleri gibi tüm zorunlu unsurlar yer alır. Sigortalı, poliçe aracılığıyla sahip olduğu hakları ve üstlendiği yükümlülükleri ayrıntılı biçimde görebilir. Poliçede yer alan bilgilerin dikkatle incelenmesi, olası risklere karşı tam koruma sağlanması açısından büyük önem taşır.

Sigorta poliçeleri; zorunlu ve isteğe bağlı olmak üzere ikiye ayrılır: Kamu tarafından trafik ve dask (deprem) sigortası zorunlu sayılırken, kişilerin kendi isteği ile mallarını ve canlarını güvence altına almak için yaptıracakları kasko, tamamlayıcı sağlık sigortası, konut sigortası, seyahat sağlık sigortası gibi sigortalar bu kapsamdadır. 

Kaza, yangın vb. bir risk için böyle bir kuruluşa kendisini veya malını sigorta ettiren kişi, dönem sonuna kadar bir zararla karşılaşmazsa, yatırdığı primin tamamı sigorta şirketinin aktifinde yer almakta, hasarlar yüzünden sigortanın üstlendiği üst sınıra kadar ödemelerden yararlanırsa, bu kez de sigorta şirketi, üyesini desteklemiş olmaktadır. Sigorta şirketi ile üyeleri arasındaki ilişki, dönem sonundaki ödeme sonucuna göre karşılıklı yardımlaşma ve helâlleşme yoluyla tasfiye edilmektedir. Buna göre, burada problem prim yatırmak veya yatırılan primin 25-30 veya 50 katı kadar yararlanma değil, sigorta şirketinin, toplanan primleri işletme biçimidir. 

Kısaca sigorta şirketi toplanan primleri meşru alanlarda kullanır, yatırımlar yapar ve elde edeceği gelirlerle hasarları karşılar ve artan bakıyye’yi de kendisine kâr olarak alırsa sistemin sakıncasından söz edilemez. Böyle bir kuruluş, havuza prim yatıran araç ve mülk sahipleri için bir “yardımlaşma ve birbirine kefil olma” (teavün ve tekafül) niteliğinde bir kuruluş olur. Kur’an’da, “İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve düşmanlık konusunda yardımlaşmayın.”[4] buyrulur.

Sonuç olarak, günümüzde “katılım sigortacılığı” adıyla kurulan, trafik sigortası, kasko başta olmak üzere, malın sigortası gereken durumlarda, ticarî faaliyetleri meşru olan ve faiz muamelelerine girmediği bilinen katılım sigorta şirketleri tercih edilmelidir.

Malezya’da Sigorta Uygulaması: 

Malezya’da, İslâm’ın “karşılıklı yardımlaşma” ve “emek- sermaye ortaklığı (mudarabe)” yöntemine dayalı, özel sektörce işletilen bir sigorta (tekafül) sistemi geliştirilmiştir. Birbirine karşılıklı kefil olma anlamına gelen “tekafül” sistemi, ikiye ayrılır. Aile tekafül işletmesi (sosyal sigorta) ve genel tekafül işletmesi (İslâmî genel sigorta- kaza, afet vb. risklere karşı yapılan sigorta). 

Devletin denetiminde şirket olarak organize olan bu sigorta kurumlarına, prim ödeyenler aynı zamanda Mudarabe’nin, sermaye sahibi tarafını oluşturur. Şirket yönetimi de “işletmeci (mudarib)” durumundadır. Emek- sermaye ortaklıklarında, sermayeyi işleten ve mudarib denen işletmeci, dönem sonu kârından genel olarak %20-30 arası kârı alırken, bu oran genel mal sigortalarında %50 olarak uygulanmaktadır. Kaza, yangın, afet vb. risklerin yüksek olması yüzünden burada işletmecinin alacağı kâr oranı artırılmıştır. 

Bu sistemde yıl boyunca, trafik kazaları için hasar bedelleri, kârın dörtte birinden mahsup edilmek üzere ödenir. Bu dörtte bir yeterli olmazsa, diğer dörtte bire mahsup yansıtılır. Ancak Malezya uygulamasında on yıllık tecrübeye göre, hasar ödemelerine, Mudarebe işletmesi kârının dörtte birinin yeterli olduğu görülmüştür. Hasarların çok olduğu dönemde, kârın %50 si de yeterli olmazsa, işletmeciye ait olan öbür %50 kârdan, bu da yeterli olmazsa, anaparadan hasar bedellerinin ödenmesi gerekecektir. 

Diğer yandan, başlangıçta ödenen primlerin bir bölümünün, devlet tarafından merkezî bir fona reasüre edilmesiyle de, tepe noktada bu genel kefalete, retekafül olarak, devlet kefaleti de eklenmiştir. Başka bir deyimle, bütün sigortaları, devlet kendi sigorta şemsiyesi altına alarak ikili sigorta (reasürans- sigortanın sigortası) problemini kendi ülke sınırları içinde çözmüştür.[5]

Ülkemizde İkili Reasürans:

Günümüzde, Türkiye’nin ikili reasürans için, fabrika, işyeri ve gayrimenkuller için %70, trafik sigortası için %15 gibi oranlarda, dış ülkelere Reasürans yaparak prim transfer ettiği düşünülürse, Malezya’nın bu konuda bizden ne kadar ileride olduğu anlaşılır.

Yurt dışına sermaye çıkışına engel olmak için, ülkemizde 2021 yılı itibariyle “Türkiye Reasürans A.Ş” ve “Türk Katılım Reasürans Anonim Şirketi” faaliyetini sürdürmektedir. Türkiye Katılım Reasürans A.Ş, katılım sigorta şirketlerinden reasüre edilen pirim havuzunu, faizsiz finans alanlarında kullanmaktadır.

Bu şirketler faaliyetlerini 5694 Sayılı Sigortacılık Kanunu ve Katılım Esasları Çerçevesinde Sigorta ve Bireysel Emeklilik Faaliyetlerine İlişkin Yönetmelik ile Sigorta ve Reasürans ile Emeklilik Şirketlerinin İç Sistemlerine İlişkin Yönetmelik ve genelgelere uygun olarak sürdürmektedir.  

Prof. Dr. Hamdi Döndüren


 
[1]  Celal Yeniçeri, İslâm’da Devlet Bütçesi, İstanbul 1984, s. 381-385.
[2]  M. Hamidullah, İslam Peygamberi, I, 643-644.
[3]  Ebû Dâvud; Neseî.
[4]  Mâide, 5/2).
[5]  bk. Muhammed Fazlı Yusuf, Brıef Outlıne Of On The Concept And Operatıonal System Of Takaful Busıness (Islamıc Insurance), Tebliğ, I. Uluslararası İslâm Ticaret Hukukunun Günümüzdeki Meseleleri Kongresi, Kombad, Konya 1997, s. 931-941, Türkçe terc., age, s.945-956.

 

“İslâm’da Mala Ve Cana Verilen Zararların Tazmini Ve Sigorta İlişkisi”

Prof. Dr. Hamdi Döndüren

Yorum Yaz