Toprak, Su ve Gıda Güvenliği Üçgeninde Tarım Sigortalarını Yeniden Düşünmek

Zirai Don Olayını Araştırma Komisyonu Başkanı Ak Parti Milletvekili Adem Korkmaz, Cafe Poliçe özel haberinde iklim değişikliğiyle artan tarımsal riskleri, üretimin sürdürülebilirliğini ve tarım sigortalarının gıda güvenliğindeki stratejik rolünü değerlendiriyor.

İnsanlık tarihi incelendiğinde medeniyetlerin yükselişini belirleyen en temel unsurun, toprağı işleme ve üretimi sürdürülebilir kılma kabiliyeti olduğu görülür. Günümüzde ise tarım, artık yalnızca üretim miktarlarıyla açıklanabilecek ekonomik bir faaliyet olmaktan çıkmıştır. İklim değişikliği, su kaynakları üzerindeki baskı, küresel tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmalar ve artan jeopolitik belirsizlikler, tarımı ülkelerin ekonomik dayanıklılığı, toplumsal istikrarı ve milli güvenliği açısından stratejik bir politika alanına dönüştürmüştür.

Son yıllarda yaşanan gelişmeler, gıda güvenliğinin yalnızca tarım sektörünün değil; ekonomik istikrarın, sosyal refahın ve ulusal güvenliğin de ayrılmaz bir parçası olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır. Bugün bir ülkenin gücü yalnızca sanayi üretimiyle ya da ihracat kapasitesiyle ölçülmemekte; toplumunun güvenli, sağlıklı ve erişilebilir gıdaya kesintisiz ulaşmasını sağlayabilme kabiliyeti de stratejik bir gösterge olarak
kabul edilmektedir.

Türkiye, sahip olduğu iklim çeşitliliği, üretim kapasitesi ve tarımsal bilgi birikimiyle dünyanın önemli tarım ülkelerinden biridir. Ancak aynı zamanda iklim değişikliğinin etkilerini en yoğun hisseden coğrafyalardan birinde bulunmaktadır. Kuraklık, ani yağışlar, dolu, sel ve özellikle zirai don hadiseleri artık belirli dönemlerde karşılaşılan olağanüstü olaylar olmaktan çıkmış; tarımsal üretim planlamasının dikkate almak zorunda olduğu yeni bir gerçeklik hâline gelmiştir.

2025 yılının Nisan ayında ülkemizin çok geniş bir bölümünde etkili olan zirai don hadisesi de bu gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koymuştur. Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde kurulan Zirai Don Olayını Araştırma Komisyonu olarak yaklaşık bir yıl süren çalışmalarımız boyunca yalnızca yaşanan afetin sonuçlarını değerlendirmekle yetinmedik. Kamu kurumlarını, üniversiteleri, üretici örgütlerini, sektör temsilcilerini ve bilim insanlarını dinledik; farklı üretim bölgelerinde kapsamlı saha incelemeleri gerçekleştirdik. Bunun yanında meseleyi iklim değişikliği, tarımsal üretimin sürdürülebilirliği ve risk yönetimi ekseninde bilimsel bir zeminde değerlendirmek amacıyla “İklim Değişikliği Gerçeğinde Sürdürülebilir Tarım” ile “Sürdürülebilir Tarımsal Üretim İçin Türkiye’de Tarımsal Sigortaların Yeniden Yapılandırılması” başlıklı iki akademik çalıştay düzenledik. Böylece ortaya çıkan yaklaşık beş yüz sayfalık Komisyon Raporu, yalnızca yaşanan zirai don olayının değerlendirilmesiyle sınırlı kalmamış; Türkiye’nin değişen iklim koşullarında tarımsal risk yönetimine ilişkin kapsamlı bir perspektif ortaya koymuştur.

Komisyon çalışmalarının bize gösterdiği en önemli gerçek şuydu: karşı karşıya bulunduğumuz mesele, tek başına bir don hadisesi değildir. Esas mesele, iklim kaynaklı risklerin artık tarımsal üretimin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiş olmasıdır. Başka bir ifadeyle, dün “olağanüstü” olarak nitelendirdiğimiz birçok olay, bugün tarımsal üretimin yeni normalini oluşturmaktadır.

Bu durum bizi daha temel bir soruyla karşı karşıya bırakmaktadır: Değişen iklim koşullarında tarımsal üretimin sürekliliğini nasıl güvence altına alacağız? 

Kanaatimce bu soruya yalnızca tarım sigortalarının kapsamını genişleterek cevap vermek mümkün değildir. Çünkü mesele, sigortacılığın sınırlarını aşan yapısal bir meseledir.

Tarım ekonomisini diğer sektörlerden ayıran temel özellik de tam burada ortaya çıkmaktadır. Sanayi üretiminde birçok risk işletme yönetimi tarafından kontrol edilebilirken, tarımsal üretimde risklerin önemli bir bölümü üreticinin iradesi dışındaki doğal süreçlerden kaynaklanmaktadır. Donu, kuraklığı, aşırı yağışı veya iklim değişikliğinin etkilerini üreticinin tek başına yönetmesini beklemek ne ekonomik gerçeklikle ne de sosyal adalet anlayışıyla bağdaşmaktadır.

Üstelik tarımsal üretim, diğer ekonomik faaliyetlerden farklı olarak ikame imkânı son derece sınırlı olan stratejik bir üretim alanıdır. Üretilen ürün yalnızca üreticinin gelirini oluşturan ekonomik bir meta değildir; toplumun en temel fizyolojik ihtiyacını karşılayan gıdadır. 

Bu nedenle tarımsal üretimde ortaya çıkan riskin etkisi yalnızca üreticiyle sınırlı kalmaz; gıda sanayiinden ihracata, fiyat istikrarından tüketicinin sofrasına kadar bütün toplumu doğrudan etkiler.

İşte bu nedenle tarımsal risk, başlangıçta bireysel görünse de sonuçları itibarıyla toplumsal bir risktir.

Bu noktada temel yaklaşımımızın da değişmesi gerektiğine inanıyorum. Bugüne kadar ağırlıklı olarak “zarar gerçekleştikten sonra nasıl telafi ederiz?” sorusuna odaklandık. Oysa artık asıl cevaplamamız gereken soru, “üretimin sürekliliğini nasıl güvence altına alırız?” olmalıdır. Çünkü üreticiyi korumadan üretimi, üretimi korumadan da gıda güvenliğini korumamız mümkün değildir. Bu, yalnızca tarım politikalarının değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal istikrarın da temel şartıdır.

Bu anlayış bizi, tarım sigortalarını daha geniş bir perspektifle ele alan Sürdürülebilir Tarım ve Gıda İstikrar Modeli’ne götürmektedir.

Bu model, yalnızca yeni bir finansman mekanizması önerisi değildir. Esasen amaç, Türk tarımını üretici ve üretim odaklı, risk yönetimini merkeze alan bütüncül bir anlayışla değerlendirmektir. Başka bir ifadeyle mesele, yalnızca sigorta sistemini geliştirmek değil; tarımsal risk yönetimini yeniden tanımlamaktır.




Modelin merkezinde üç temel öncelik bulunmaktadır.

İlk olarak, üreticinin üretim gücünün korunması esastır. Çünkü üreticinin geleceğe güvenle bakamadığı, üretim kararını belirsizlik içinde verdiği bir yapıda sürdürülebilir tarımdan söz etmek mümkün değildir.

İkinci olarak, gıda ve yem sanayiinin ihtiyaç duyduğu temel tarımsal girdilerin istikrarlı biçimde temini sağlanmalıdır. Tarım ile sanayi birbirinden bağımsız iki sektör değil, aynı üretim zincirinin birbirini tamamlayan halkalarıdır. Tarımsal üretimde yaşanan her kırılma, sanayi üretimine ve ekonomik istikrara da doğrudan yansımaktadır.

Üçüncü olarak ise toplumun kaliteli, sağlıklı ve uygun fiyatlı gıdaya sürekli erişimi güvence altına alınmalıdır. Gıda güvenliği, yalnızca yeterli üretim yapmakla değil, o üretimin sürdürülebilirliğini sağlayabilmekle mümkündür. Bu nedenle üreticinin riski ile toplumun gıda güvenliği birbirinden ayrı düşünülemez. Bu yaklaşım, tarım sigortalarının rolünü de doğal olarak değiştirmektedir.

Artık sigorta sistemi yalnızca meydana gelen zararın tazmin edildiği pasif bir mekanizma olmamalıdır. Aynı zamanda üretim planlamasını destekleyen, stratejik ürünleri gözeten, veri temelli risk analizlerinden yararlanan, erken uyarı sistemleriyle entegre çalışan ve üreticiyi risk azaltıcı uygulamalara yönlendiren aktif bir politika aracına dönüşmelidir.

Bunun için meteorolojik verilerden dijital tarım altyapılarına, uzaktan algılama teknolojilerinden bölgesel risk haritalarına kadar geniş bir bilgi ekosisteminin tarımsal risk yönetimine entegre edilmesi gerekmektedir. Ancak burada teknoloji amaç değil, araçtır. Asıl amaç; üreticinin belirsizliğini azaltmak, üretimin devamlılığını güvence altına almak ve kamu kaynaklarını daha etkin kullanabilmektir.

Önümüzdeki dönemde tarım politikalarının temel sorusu artık “nasıl daha fazla üretiriz?” olmayacaktır. Asıl soru, “değişen iklim koşullarında üretimin sürekliliğini nasıl güvence altına alırız?” olacaktır.

İnanıyorum ki bu soruya verilecek en doğru cevap; üreticiyi merkeze alan, üretim planlamasını risk yönetimiyle bütünleştiren, tarım sigortalarını bu bütünün stratejik araçlarından biri olarak konumlandıran ve gıda güvenliğini nihai hedef kabul eden bütüncül bir yaklaşımdır.

Çünkü toprağın korunması, suyun sürdürülebilir yönetimi ve gıda güvenliğinin sağlanması birbirinden bağımsız hedefler değildir. Bunlar aynı vizyonun üç tamamlayıcı unsurudur. Türkiye’nin geleceği de bu üç alanı ortak bir risk yönetimi anlayışı içerisinde değerlendirebildiği ölçüde daha güçlü ve daha dirençli olacaktır.

Adem KORKMAZ
Zirai Don Olayını Araştırma Komisyonu Başkanı
Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Sözcüsü
AK Parti Milletvekili

 

“Toprak, Su ve Gıda Güvenliği Üçgeninde Tarım Sigortalarını Yeniden Düşünmek”

Yorum Yaz